being tuncay özkan…

Bilemem zordur herhalde…

Tam da TTNet’in Ana Sponsor reklamını yazayım diye içimden geçerken… Bişi söyleyeyim; bu toprakların gündem tanrısı adeta bir fabrika sayacı gibi fırr dönüyor. Allah sizi inandırsın… Devasa bir fabrika getirin gözünüzün önüne: Bütün lambalar en yüksek mumdan hepsi açık, bütün musluklar sonuna kadar haldır güldür akıyor, doğalgaz Allah ne verdiyse açık… Bu fabrikanın sayaçlarını düşünün ya da düşünmeyin. İnsanı tepe sersemi eden biçimde fır fırr dönüyor. İşte Türkiye’nin gündemi de böyle bişi. Konu bir önceki konuyu unutturuyor, gündem an be an değişiyor. Neyse Ana Sponsor filmi hala gündemde, yazacağım merak etmeyin. Onun yeri başka, yemek sonrası tatlının yeri gibi bi’ nevi.

Başlığa dönelim, ben de sizleri tepe sersemi etmeyeyim! Başlığı olağanüstü başyapıt Being John Malkovich’den çaldım tabi. (Gel de çalma!)

Gazeteci görünümlü şahin Tuncay Özkan gündem tanrısını sevindirmekten geri kalmadı yine. Hoş ne zaman geri kalmıştı o ayrı bi’ tartışma konusu. Filmi bilen bilir, -bilmeyen de bi’ zahmet seyretsin bu blogu takip edenlere bilmemek yakışmaz-  7 buçukuncu katta sıkışıp kalan kuklacı olayı koparmış gitmiştir. John Malkovich’in içine, beynine olağanüstü yolculuklar yapılır. İzleyeni de koparır gider bu film, öyle bişi işte…

Tuncay Özkan’ın düştüğü hal de tövbe ayıplanacak bir durum değil ama nasıl anlatsam neresinden başlasam gibi bir perişanlık öyküsü. Son olarak da çıktığı bir televizyon programında ağzından çıkanı kulağı duyamamış, sanki bir beyin ishali halinde kendini kaybetmiş. Olabilir, insanlık halidir, normaller şaşabilir. İnsani parametreler kaybolabilir. Bildiğiniz, tanıdığınız yaşamsal varsayımlar bir anda değerini yitirebilir, kendi varsayımlarınızı yaratmaya başlayabilirsiniz. Ne biliyim, hani sigara almaya bakkala gidersiniz geri dönmezsiniz. Tüm bunlar insana mahsus durumlardır ve her an herkesin başına gelebilir. Sonuç???

Bu yüzden Tuncay Özkan’ın geldiği son hallerde yadırganacak, garipsenecek, ayıplanacak herhangi bi’ durum falan yok. Ekran başına geçip de vahvahlanacak bir vahamet de bulunmuyor. Bunun çaresi de vardır, bilemem ilacı da illa ki vardır. Kişinin kendine biraz zaman ayırması yeterli olur sanırım.

Tuncay Özkan’ın geldiği son durum beni hiç bağlamıyor aslında… En fazla kendisini bağlamalıdır, o da kendisinin derdi. Amma velakin parti kurmaya kalkışması, hele ki KKTC tutacağı -el yakmasın diye kullanılır- Mümtaz Soysal’dan devren satılık partiyi alıp parti liderliğine soyunması da bağlamamalı aslında. Nasıl derler: Ateş olsan… Fakat ne acıdır bu oluşuma destek vermek için can atan, kendini meydanlara canhıraş biçimde atan bir kesim var ki; işte bu noktada bağlıyor.

Memleketin çaresizliğine, düştüğü duruma vah ki vah eyvah ki eyvah!

Yorum yazın.