ulusalcılaştıramadıklarımızdan mısınız?

Söylemesi ayıp geçen akşam çok zengin bir adamın partisine katıldım, adamın tuhaf zevkleri varmış, bundan bize neyse… Dünya fırlaması bi’ tuhaf arkadaşım “Bu kadar param olsa nasıl zevklerim olurdu acaba?” diye fikir cimnastiğine başladı. “Ulan” dedi “falanca gazetede yazan falanca hanıma kazandığı paranın 10 katını verirdim, aman sen artık yazma derdim, bu da benim sefam olurdu” dedi. Zevk tabi tartışılmaz, ayrıca espri. Pek bi’ şahin bu kadın yazarımızın yazılarına ben de tahammül edemiyorum, o ayrı ama görüş kendisinindir, kendisini bağlar. Fakat susturulmasına sonuna kadar karşı olurum.

Perihan Mağden de eksik olmasın iyi köşeciler sınıfına katmış beni bugün. Doğru köşesiz bırakılıp internete itilmiş olabilirim ama yazıları bok kadar hükmü olmayan amcalardan, abilerden ve dahi kardeşlerden çok daha etkili olduğuma eminim; olmasam da derdim değil. Hele ki bir köşe kapabilmek için patronun, genel yayın yönetmeninin yalamadık yerini bırakmayan koca koca kelli felli adamların ne hale geldiğini gördükçe “köşesiz” kalmak belki de daha onurludur diyorum Perihan Mağden. Bu kadar yeter, anlaşılıyor işte nasıl birisi olduğum…

Allahın hikmeti midir, yoksa denk mi geliyor gazete reklamları son iki yıldır yaz yaz bitmiyor. İnsan Hakları-60. Yıl-Hürriyet… Eminim reklamı izleyen herkes çok beğendi, çok etkilendi. Zaten en az beş kere dikkatle izledikten sonra bazı noktalar yakalanabiliyor reklamda. Yani öylesine ağır bir görsel bombardıman var ki, söz düzenini kaçırmamak biraz zor. Ama söz düzenini yakaladıktan sonra kabak gibi ortaya çıkıveriyor herşey.

Daha açık konuşayım:  İletişim, markanın özünün yansımasıdır. İletişim, markanın değerlerinin özetlenerek hedef kitleye en etkili biçimde anlatılmasıdır. Markayı makyajlayarak iletişim kuramazsınız. Markayı olduğundan farklı göstererek iletişimini yapamazsınız, buna “yalan” denir, hedef kitle de en fazla bir kere yutar bu yalanı. İletişim yalanı affetmez.

Bu kadar iletişim dersi yeter; iletişimin temel kurallarının ne ilgisi var Hürriyet reklamıyla diyeceksiniz? İşte yukarıda saydığım tüm bu sebeplerden dolayı Hürriyet markasının özü bu reklamla gayet net ve güzel anlatılmaktadır. İnsan konusunda doğumdan gelişim sürecine kadar her türlü gerçek söz düzeni bombardımanında anlatılmaktadır. Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir şeklinde tüm insanların yaşam gerçeği gözler önüne serilmektedir. Bunun için özürlü genç motifi-sömürüsü-kurnazlığına hiç gerek yoktu, yaşayan her insan için bir yönüyle geçerli bu…  İsim, boy bos vs. insana ait tüm motifler kullanılmıştır. Geliyorum marka özüyle ilgili gerçeğe… İletişimi yapılan ürün günlük siyasi bir gazete olduğunda marka özüne bir ilave yapmak gerekli olabiliyor: Dönemsel yayın politikası özü. İletişim teorisyenleri bu lafı hiç de bilimsel bulmayabilirler -zaten değil- ama sadece günlük siyasi gazete için kullanacağım. Bir Türkiye gerçeği; Türkiye’deki gazetelerin yayın politikaları dönemseldir. Dünyada böyle midir, bunu da medyacılar bilir ayrıca konumuz değil. Dönüyorum Hürriyet reklamına; Ne diyor söz düzeninin en can alıcı kısmında var mı hatırlayan? “Başını aç diyebilirler ya da zorla kapat diyebilirler” Tam bu anda görüntüdeki kafasını çevirip bakan kırmızı baş örtülü güzel kızın nefret dolu bakışlarına ne diyeceksiniz? İşte zurnanın zırt dediği yer burası reklam filminde. Bu anlamda gazetenin dönemsel yayın politikasının özü reklama gayet başarılı biçimde yansıtılmıştır. Geleneksel gerekçelerden ya da dininin gereğini yerine getirdiğini düşünerek başını kapatan kadınlar hiçe sayılmaktadır. Veeee bu mesajı en son hangi gazete vermiştir? Bu blogda da eleştirilmiştir: Cumhuriyet… Cumhuriyet Gazetesinin de Kadınlar Günü reklamlarında kadınların başının erkekler tarafından zorla kapatıldığı mesajı verilmiştir.

Hürriyet Gazetesi’nin son aylardaki Ergenekon çetesi hakkında bir satır haber koymama politikası, bu reklamda verilmeye çalışılan “subliminal” mesajla kabak gibi ortaya çıkmaktadır. Geri kalanını da yazmak benim haddime düşmez, anlayan anlıyor.

Ayrıca, reklamın sonunda Hürriyet’in 60. yılında herkesi insan hakları konusunda düşünmeye davet ediyoruz mesajı da son derece boş. Gazetelerin son zamanlarda kendilerine zoraki giydirmeye çalıştığı “demokratik tartışma platformu” kisvesi gerçekten kabak tadı verdi. Hatta haşlanmış kabak tadı verdi, hani soslarla zenginleştirsen çekilmez. Ümit ediyorum ki kampanyanın bir sonraki aşamasında www.insanhaklarikonusundayazhurriyete.com falan gibi bir manasızlık çıkmaz. Yani insan hakları konusunda herkes düşündüğünü yazsın falan gibi bi’ halta yaramayan çuvallar dolusu laf-ı güzaf. Örnek; Milliyet’in www.yazduvara.com saçmalığı…

Yorum yazın.