kristal elma üzerine bir itidal telkini!

odul1.jpgİnsanların aşırı sıcaklardan dolayı sağlıklı neden-sonuç ilişkisi kuramadığı bir haftaydı geçen hafta… Bir de Kristal Elma haftasıydı sektörümüz için. Ödüller dağıtıldı, tartışmalar bitmedi, bitecek gibi de gözükmüyor. Bitmesini ve durulmasını bekleyip analiz yapayım dedim, baktım sonu gelmeyecek, bari yazayım artık. Söyleyeceğimi söyleyeyim de olsun bitsin.

Durum itibarıyle ”her zamankinden daha fazla birlik ve beraberlik içinde olmamız gereken şu günlerde” geyiğine takılmak hiç işime gelmez, bu geyik bana “ulusalcı cephe” tonunu andırıyor, tüylerimi diken diken ediyor Hırant Dink yargılamasının sürdüğü şu saatlerde. Gelgelelim Kristal Elma sonrası süregelen tartışmalar “şimdi gel de bu lafı sarfetme” dedirtiyor, başka da birşey dedirtmiyor.

Yıllardır takip ederim, bizzat jüri üyelerinden dinlerim, Kristal Elma jürisi tartışmasız en adil ve hakkaniyetli seçim sistemiyle çalışıyor. ”Canım bunu sen söylüyorsun, nereden biliyorsun” diyebilirsiniz. Ancak bunu söyleme hakkını buluyorum zira hep söylediğim gibi bazı muğlak konuların ölçütü yok. Bazı konular düşünce ve inanç sistemiyle açıklanabilir. Hiçbir jüri üyesi de kendi ajansının işlerine oy verilmesini rica etmek gibi bir küçülmeye gitmez, gidemez. Hakkı Mısırlıoğlu bunu şöyle açıklıyor: “Subjektif seçimlerin objektif sonucudur” Şu lafı etmeden duramayacağım ben de: “Vaa mı bunun başka izah tarzı?”

Hele ki yılların reklamcısı Cem Topçuoğlu kalkacak kendi ajansının çok ödül alması için kulis çevirecek. Hani sanki TBWA/İstanbul daha önce çok ödül toplamamış, bu sene nasıl olduysa Cem Topçuoğlu Reklamcılar Derneği Başkanı olunca ödülleri silmiş süpürmüş. Bu yorumları yazanlar ya da sağda solda işkembe-i kübradan savuranlar Türkiye’nin en iyi işadamlarından birini bu şekilde töhmet altında bırakma hakkını nasıl kendilerinde bulabiliyorlar? Ha bu arada bütün bunlar takma adlara sığınılıp yapılıyor bu da ayrı bir tartışma meselesi. Aslında tartışma meselesi de değil, neyse… Cesaretin varsa adını koyarsın, adını koyma cesaretin yoksa yaptığın yorumdan da hayır gelmez kardeşim! Kaçak güreşmekten hayır gelemeyeceği gibi… Ekşi sözlükteki bazı hezeyanların çok da ciddiye alınmaması gerektiği gibi…

Bu tip “küçük ölçekli” tartışmalar ne yazık ki gelişme getirmiyor, tam tersine sektörde gerilemeyi getiriyor. Tartışılması gereken asıl mesele neden pek çok kategoride ödül dağıtılamadı, ödüle layık çalışma bulunamadı? Türk reklamcılığında yaratıcılık nereye gidiyor? Jüri ödüle layık çalışmaları bulmakta neden zorlandı? Yaratıcı gruplardan geldiği açık olan bu eleştirilerde, hiç oturulup düşünülmüyor mu “katılan işlerin tümü fevkaladenin fevkindeydi de bunlar mı seçildi” diye. Sonuçlar zaten açık açık söylüyor “vasatların içinden vasat üstü” olanların seçildiğini. Yani nasıl ki ehven-i şer asla ehven değilse aynı hesaba geliyor. Reklam yaratıcıları makro ölçekte tartışılması gereken bir durum söz konusuyken  bu kadar dar ve küçük bir tartışmanın içine kısılıp kaldı … Vah ki vah, eyvah ki eyvah…

Allahın bir kulu çıkıp da “neden uluslararası yarışmalarda nal topluyoruz” tartışmasını yapamıyor. (ki burası vahim) Gelin yaratıcılığımızı geliştirelim, böyle kendi pisliğimizde boğulacağımız tartışmaları bir kenara bırakalım diyemiyor. (ki burası sinir bozucu) Reklamvereni nasıl ikna edip yaratıcı reklamlar hazırlayabiliriz diye kafa patlatılmıyor, bu şekilde hezeyan  kusuluyor. (ki burası da ümit kırıcı)

Ödül kısmı için benden bu kadar! Daha ne söyleyeyim ki…

Ödül gecesi için söyleyebileceğim tek şey bugüne kadar düzenlenen törenlerin içinde tartışmasız en özgünü ve en başarılısıydı. Beğenmeyenler -ki beğenmeyen olduğunu sanmıyorum- kendilerinde başka kusurlar araması gerekenler kanımca. Geceye dair bir izlenimim daha var; sizlerle paylaşmazsam eksik kalır. Törende ilk kez bu yıl türbanlı bir katılımcı vardı! Bu konu şahsen benim içimi açtı. Mercan Dede’nin BuzMarkiz’deki dinletisine türbanlı olduğu gerekçesiyle içeriye alınmayan Zaman muhabirinin eşi meselesine olan sinirim bi’ nebze de olsa hafifledi. Giyinmek Güzeldir konusunda yer yerinden oynarken sessiz kalmayı tercih eden reklam dünyası zamanla bu konularda konuşmaya başlar belki. Kimbilir? Türkiye bu tadı kabul edecek.

Yorum yazın.