erhan güven cannes’dan bildiriyor!

Beni bilen bilir, kıskanç bir tabiatım yoktur. Birisi bir şeyi benden daha iyi yaptığında kıskançlık yapmam, tam tersine tam gaz destek olurum. Ama konu Cannes Reklam Festivali olduğunda bu sene gidemediğim için kıskançlık krizi geçirmedim desem yalan olur. Evet vallahi de billahi de kıskanıyorum Cannes’a gidenleri. Zira Cannes Reklam Festivali’ne gitmeyen reklamcının bir tarafı eksik kalır derken büyük lokma yeseymişim daha iyi olurmuş, büyük laf etmişim. Ben de bu eksikliği bir dostumun izlenimleriyle kapatacağım bu yıllık: Sevgili Erhan Güven’in Cannes izlenimleri. Ben lafı uzatmayayım, Erhan’ın izlenimlerini okuyun. Hem de her gün düzenli olarak okuyun. Bu arada kendisi “kim okur, kaç kişiye ulaşır bilemem” demiş ama hata etmiş! Sandığından çok daha fazla kişiye ulaşacak Erhan, buna şüphen olmasın:-)

Söz Erhan’da…

Cannes’i severim, reklamı severim, festivalleri severim. Cannes Reklam Festivali’ni ne kadar çok severim, varın orasına siz karar verin!  2001 yılında, genç bir reklam yazarıyken ilk kez katıldım festivale. O dönemde Marketing Türkiye’nin her şeyi sevgili Gürül Öğüd, festivalle ilgili düşüncelerimi yazmamı istediğinde “bir hafta boyunca reklam yiyor, reklam içiyor, reklamla nefes alıyor, reklamla yatıyor-kalkıyor, hatta partilerde reklamla dans ediyorsunuz” benzeri bir ifade kullandığımı hatırlıyorum.  

Festivalin reklamcı kişiliğime kattıklarını yakından görünce, o yıldan beri aralıksız her yıl Haziran’ın 3. haftası Cannes’a, yani festivale, yani reklam endüstrisindeki gelişmelerin ve üretimlerin yıllık değerlendirmesinin yapıldığı ve hatta bilançosunun çıkarıldığı, sektörümüzün en önemli organizasyonuna katılıyorum. Bu süreçte beni her yıl desteklemiş olan eski ajansım Ultra’ya da bir kez daha teşekkürler.  Geçen yedi yıl içinde festivalin, 54 yıllık geçmişinde gerçekleşen değişimlerin toplamından daha fazla değişim geçirdiğini yakından gördüm. Aslında “reklam hayatı taklit eder” tezini destekleyen bir değişimdi bu.  

Bazen bilsek de unutuyoruz, hatırlamakta fayda var. Genişbant internet erişiminin ve cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle insanoğlunun tarihindeki en hızlı değişimin tanığıyız. The Economist’in yıllar önce “Genişbant, 100 yıl önce elektriğin yaygınlaşmasından sonra görülmemiş bir davranış değişikliğine öncülük edecek” diyerek öngördüğü değişimi bizzat yaşıyoruz. Günü ve dolayısıyla hayatı yaşama şeklimiz değişti. Şuna kısaca “Yaşam tarzımız değişti desene” diyenleri duyuyorum.   Reklam sektörü de bu değişime en hızlı ayak uyduran sektör oldu. Doğası gereği, ayak uydurmak zorunda olan da diyebiliriz.  

Festivale dönersek, reklam ajansları 7 yıl önce sadece 3 kategoride yarışırlarken, bu sayı sürekli artarak geçen yıl 9 oldu. Film (TV ve Sinema), Basın (gazete, dergi, insert), Outdoor (billboard, afiş ve ortam-ambient), Direct (doğrudan pazarlama), Medya, Siber (online reklamlar ve web siteleri), Radyo, Promo (satış promosyonları) ve en yeni, en ilginç kategori Titanium (yeni ve diğer kategorilere girmeyen reklam fikirleri veya bütünleşik kampanyalar). Özetle her yıl yeni bir ödül kategorisi, dolayısıyla yeni mecralar ekleniyor.  Peki ne oluyor? Tek yeteneği geleneksel mecraları kullanmak olan ajanslar için alarm zilleri çalmaya başlıyor. Yoksa sizin ki çalmadı mı daha? (Bu konuya daha sonra ayrıntılı bir yazıyla geri döneceğim)  

Eskiden festivalin 4. gününde başlayan seminerler (bilmeyenler için, festival pazar günü başlayıp cumartesi gecesi kapanış galasıyla bitiyor), yine bu değişimin etkisiyle artık ilk gün sabah 9.00 da başlıyor. Bu, katılımcılar için sıkı bir mesai demek. Hatta mesaiye başlama saati konusunda bir türlü standart oturtamayan Türk reklamcılar için, sıkı bir mesai! Efendim, şimdi gelelim bu yazının amacına: “Söz atılmazsa, zehirdir” diyen şairimizin yolunda giderek; gördüklerimi, öğrendiklerimi, ilginç ve önemli bulduklarımı festival dönüşünde paylaşabildiğim kadar çok insanla paylaşırdım hep. Gerek reklam ajanslarındaki arkadaşlarımla, gerek Türkiye’nin önemli markalarının yöneticisi olan reklamveren dostlarımla… Bazen de konuşmacı olarak katıldığım sektörel eğitimlerde ve üniversitelerde… 

Bu yıl bu izlenimleri, sevgili Şerminatör’ün blogunda elimden geldiğince canlı canlı aktaracağım. Kime ulaşır, kimin işine yarar bilemem ama hepimizin işine (her iki anlamda da) yarayacağını umarak yazacağım.  Bugün Cuma. Festival görevlilerini saymazsak, şimdilik bir jüri üyeleri bir de ben varım Cannes’da… Bahsettiğim yoğun mesaiye başlamadan önce biraz Cannes keyfi yapmak için.  

Tekrar görüşeceğiz bu sayfalarda…  Erhan GüvenYaratıcı Stratejist ueguven@gmail.com

Yorum yazın.