hay tektaşınız devrilsin..

Her yıl daha da çıldırtıcı, dumurlara vesile hale gelen -ey canım tüketici! tüket ki bu kadarı asla yetmez; daha, daha, daha- bir anneler gününü daha atlattık. Bu yılın dumur kaynağı ”tektaş” idi. ”Şu kadarcık bişii” geyiğinin ne kadar tehlikeli bir hal alacağının sanırım farkındasınız.  Bu düşünce yakında öyle bir hal alacak ki tektaşı olmayan kadın, kadından sayılmayacak.

Allah için magazin dünyamızın tektaşa katkıları da göz ardı edilemeyecek boyutlara gelmiş durumda . Kendine yeni sevgili yapan, sevgilisini şutlayan ya da terk edilen magazin başrolcüleri lafa tektaş konusundan başlıyor. “Tektaşımı ben alırım” ya da sinir illeti şarkılara konu oluyor “Tektaşımı kendim aldım”. Ya da komedyen adam sevgilisine sahte tektaş alıp kandırıyor, bunu da etrafına anlatıp kafa buluyor. Yahu kardeşim, bir mecburiyet midir bu tektaş sahipliği? Bir tane cesur kadın da çıkıp şöyle diyecek mi çok merak ediyorum: “Hayatım boyunca tektaşım olmayacak, istemiyorum, var mı itirazı olan?”

Tektaş tehlikesinin boyutları gitgide büyüyor, konu neredeyse “kimin tektaşı daha büyük” haline geliyor. Bu yüzden tektaş meselesini küçümsememekte fayda var. Haşmet Babaoğlu Cumartesi günü konuya farklı açıdan bakmış; “Anneler Günü hediyesi olarak çocuklar neden tektaş alsın ki” diyor. Anneler Günü’nün masumiyetini kaybedip baba parasıyla gösteriş yapma aracı haline geldiğinden dertlenmiş. Tabi ki kendisine katılıyorum ama tektaş problemi bu gidişle kadınların dolayısıyla erkeklerin başına daha büyük dertler açacak, bunu göz ardı etmemek gerekiyor.

Ha ben şimdiden söyleyeyim: Tektaşla hiç işim olmadı bugüne kadar, bundan sonra da olmayacak!

Yorum yazın.