hepimiz aynı gemideyiz…

Habertürk gazetesinde yazmaya başlayan Oray Eğin bugünkü yazısını şu cümleyle bitirmiş: “Henüz hiç bir PR’cının talep saldırısına uğramadım, umarım böyle devam eder.”
Oray’la uzun zaman önce aynı gazetede köşe yazmışlığımız vardır. Kendisini yakından olmasa da tanırım. Her köşe yazarında olabildiği gibi bazı yazılarını beğenirim takdir ederim bazılarını da beğenmem hatta bazen kızarım. Eee bu da köşe yazarlığının kaderi, her yazdığınıza katılanı bulamazsınız.
Ben zaman içinde köşe yazarlığı ile mecburen yolumu ayırdım -hikayesini bilen bilir pek kimseyi de ilgilendirecek bir detay değil- ama Oray sanırım bunun hikayesini hatırlar. (Sevgili Oray diye hitap etmenin ne kadar yapay ve sevimsiz olduğunu düşündüğüm için sadece Oray demeyi tercih ettim. Oray Bey desem kulağıma pek bi’ tuhaf geliyor. O yüzden “Bu ne samimiyet” deme Oray…)
Bu kadar giriş yeterli sanırım. Köşe yazarlığı sonrası ben de kendi çapımda bir PR şirketi kurup yoluma devam etmeye ve hayatımı kazanmaya çalışıyorum. Haa diğer tarafı tercih etseydim ne olurdu bilemem. Ama tercihim bu yönde oldu. Bu zaman zarfında da gayet iyi bilirsin ki senden hiç bir ricam, talebim olmadı. Olmadı zira senin yazı alanınla ilgili bir marka ya da iş gerekliliği hasıl olmadı. Ama olsaydı emin ol ki kapını çalardım.
Doğal olarak bugünkü yazının kapanış cümlesine fena halde takıldım. Sana ne, neden üstüne alındın? diye düşünebilirsin. Evet düşündüm ve alındım zira artık PR sektörünün bir örgütü, derneği falan yok. Yani var da yok. Bu gibi durumlarda canı sıkılan, dikkat çekmek isteyen, beni hatırlayın mesajı vermek isteyen bazıları durup dururken “Ay bu PR’cılar da çok taciz ediyor şekerim!” mesajı vermeye çalışıyorlar. Tamam yapıyorlar da bu sataşmalara cevap verecek, üst akıl olarak uyarabilecek bir PR sektörü örgütü ne yazık ki yok! İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullar sebebiyle herkes varoluş mücadelesinde ya da “Ne şiş yansın ne kebap” durumları. Hal böyle olunca zaman zaman birileri çıkıyor, böyle sallıyor. Tıpkı bir kaç yıl önce aynı gazetede yazdığın Oban Budak’ın yaptığı gibi. Durup dururken twitter’da “PR’cılar beni rahatsız etmeyin” diye yazmıştı.
PR’cıların talep saldırısına uğramaktan neyi kastettiğini gayet iyi anlıyorum ama zamanında ve hala da PR aktivitelerine katılıyorsun. Elbette ki katılman konusunda olumsuz bir şey düşünmem söz konusu olamaz. Tam aksine bizler aynı gemideyiz, paydaşız. PR aktivitesinin çerçevesi ilginizi çektiğinde elbette katılınır, ortaya her iki taraf için de kazanımı olan sonuçlar çıkar. Haa bu süreçlerde olur olmaz PR’cı taleplerinin de sizlere gelmesi ve hatta bunların rahatsız edici boyuta gelmesi de olabilir. Ancak çok pardon ama burada da sizin ayıklama ve süzme süreciniz devreye girer, istemediğiniz taleplere kapınızı kapatabilirsiniz. Nasıl ki benim istemediğim gazeteciyi okumamak ya da görmezden gelmek özgürlüğüm var ise sizin de bu konuda sınırsız özgürlüğünüz var. Hiç mecbur değilim bazı tatsız tuzsuz, okuyana hiçbir şey katmayan sevimsiz yazarları okumaya; okumuyorum, olup bitiyor. Bu yüzden sen de istemediğin, sana uymayan markalar ya da konularla ilgili talepler getiren PR’cılara kapını kapatabilirsin ve eminim bu anlamda seni rahatsız eden bir mesele kalmaz.
Ama bir sektöre bu şekilde haksızlık etmek ve tüm PR’cıları aynı kefeye koymak son derece yanlış. Sapla samanı ayırt etmek tamamen gazetecinin elinde olan bir şey.
Ve yine emin ol ki senin alanına uyan bir PR işim olduğunda senin kapını çalarım… Bu yazıyı da PR’cılar hakkında her istediğini yazabilme hakkını kendinde bulan gazetecilere karşı sesini çıkarmadan hayatını sürdürmeye çalışan sözde PR meslek örgütlerine karşı bir borç bilirim…

Yorum yazın.