o sen olamazdın… olma da zaten!

Medyada yer almaktan ziyadesiyle haz duyan fotoğrafçı Mehmet Turgut, 8 Mart sebebiyle yeni bir projeye daha imza atmış: O ben olabilirdim…

Nasıl “Ben” olunuyormuş peki? Hülya Avşar başta olmak üzere 8 meşhur kadına makyajla dayak yemiş görüntüsü verilmiş, fotoğrafçı Mehmet Turgut da bu kadınları darmadağın edilmiş suratlarıyla görüntülemiş. Mehmet Turgut’un ve katılımcı celebrity kadınların şöhretine şöhret katmak dışında kime ne fayda sağlayacağı anlaşılamayan bu show business çalışması Sosyal Sorumluluk adı altında sunulmaya çalışılmış. Bugünlerde bulduğu her mikrofona projeyi anlatan Mehmet Turgut, projede poz veren kadınların çekim öncesinde dayak yemiş psikolojisine sokulduklarını söylemiş. Valla ben anlamadım bir kadın nasıl olup da suratına yapılan makyajla dayak yemiş kadın psikolojisine girer? Anlayan varsa bana da anlatırsa minnettar kalırım.

Hatta iş o kadar ileriye götürülmüş ki fotoğraf sergisi 8 Mart akşamı Çırağan Sarayı’nda bir kokteyl ile açılacakmış. Kokteyl sırasında dans gösterisi falan da yapılacak mı bilemem… Kimlerin ne kıyafetle gelip hangi TV kanallarına demeç vereceklerinin stratejisi geliştirilmiş mi hiç bilemem. Ama bildiğim bir tek doğru var; Hülya Avşar kokteyl kıyafetiyle kameralara şöyle diyecektir: “Hahahaahahahaha ay vallahi çocuklar çok üzüldüm, mahvoldum. Ay bildiğiniz gibi değil hhahahhahahhahaha makyajım 5 saat sürdü. Ay sormayın ne kadar da zormuş dayak yemiş kadın psikolojisine girmek. Hahahhahahhaaah. Hadi bana müsaade çocuklar, kokteylden beni bekliyorlar. Kolay mı dayak yemiş gibi yapmak. Hahahhahahahhhah.” İlave sırıtışlar tabii…

Son zamanlarda fiziksel olmasa da ciddi anlamda manevi şiddete maruz kalan Meltem Cumbul ne der onu da bilemiyorum.

Bildiğim bir başka şey de projede poz veren 8 kadının herhangi bir şiddete maruz kalmayacak kadar güç sahibi oldukları. Güçten kastım elbette fiziksel güç değil. Ne demek istediğim gayet açık. Sıkıysa bir erkek evire çevire sokak ortasında dövsün birisini? Elbette dövmesin, dövemesin, hiç bir erkek bir kadına fiziksel şiddet uygulamasın. Ama öyle olmuyor. Gücü yeten yetmeyene dayak atıyor işte. Açık olan gerçek ise poz veren bu kadınların kendini kurtarıp, dayak yeme sınıfından çıkıp, işin keyif ve eğlencesini sürdükleri.

Ne sosyal sorumluluk çalışmalarına ne de gerçek anlamda yapılan kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarına karşı olmam mümkün değil. Ama bu kadarına pes! Sosyal sorumluluk kisvesi altında ayıbın bu kadarına pes diyorum. Elbette kadına şiddet hepimizin karşı olduğu ve bir şeyler yapması gereken bir konu. Ancak bu alan insanların kendilerini eğlendirmek için mizansenler yarattığı bir oyun ve eğlence alanı değil. Şöhretine şöhret katmak için maskara gibi boyanıp basamak yapmaya çalıştığı bir alan ise hiç değil.

Kadına şiddet gerçekten çok derin bir yara ve üzerine ciddiyetle eğilinmesi gereken bir konu. Elbette her meşhur kişiye kadın olsun erkek olsun büyük görevler düşüyor. Markalara da çok büyük sorumluluklar düşüyor. Her bireyin de kişisel olarak yapması gereken şeyler var.

Ancak bu işin bir eğlence formatında sunularak kokteyl, sergi, imza günü vs. şeklinde promosyonel bir kampanya haline getirilmesi benim çok tadımı kaçırıyor. Hele ki bunun “Sosyal sorumluluk” adı altında pazarlanması sinirimi bozuyor. Şiddetin azalabileceğine dair ümitlerim ise gitgide yok oluyor.

Son olarak projede boyanarak yer alıp, gönlüne yemiş yediren kadınlara bi’ çift sözüm var: O sen olamazsın. Ne yaparsan yap o ruh halinin nasıl olduğunu anlayamazsın! Anlama da zaten. Ama bu işten şöhret rantı yemeye kalkışma! Gerçekten çok ayıp.

Tamam bu alanda bir şeyler yap gayet tabii. Ama bu yapacağın şey suratını boyatıp poz vermek değil…

Yorum yazın.