türk erkeğinin ter kokusunun değeri

Geçtiğimiz mart ayından bu yana “Daha da yazmam” demiştim. Zira kendi iletişim şirketim var, marttan bu yana işimi büyütme kararı aldım, hem Türkiye hem de dünya çapında büyük bazı markalara danışmanlık yapıyorum. Şimdi bunu neden anlattım, kendi işim sizi bağlamaz ancak beni bağlar. Hafta sekiz gün dokuz yazdım zamanında. Marka danışmanlığı yapıp aynı zamanda köşe sahibi olan böyyük abiler bu işin bütün kredisini yiyip bitirdiler. İtibarın kitabını yazıp zerre kadar itibarı olmayan bu abiler gibi olmamak için yazı yazmayı kestim. Gerçi etik denilen şey artık bir detay olarak kaldı ama bu benim düşüncem. Bu yüzden bundan sonraki yazılarımda herhangi bir marka adı geçmeyecektir. Bu da böyle biline!

Efendim, Türkiye var oldukça her daim olacak bir konu ki adama yazı yazmama konusunda da tövbe bozduran cinsten. Şeytan yaz diyor, mantık yazma diyor. En sonunda marka adı kullanmamak konusunda ikisini buluşturuyorum. Konu, her anınızda sizi yakalayacak bir potansiyel tehlike. Sokakta, takside, konserde, sinemada, tiyatroda velhasıl her yerde. Türk erkeği ter kokuyor. Tamam elbette tümü değil ama büyük bir kısmı ko-ku-yor. Nokta.

Bunda ırdalanacak, dırlanacak, vay efendim Türklük onuruna zarar verecek, hakaret gibi algılanacak bir durum yoktur. Dünya Basketbol Şampiyonası sırasında Amerikalı basketbolculardan birisi -ismi hiç ama hiç önemli değil- Türkler “ölmüş eşek gibi kokuyor” dedi. Vay efendim Türkler Ayağa Kalkıyor, bize hakaret etti diye. Ama doğru kim itiraz edebilir ki haklılığına? Önümüzdeki zamanlarda bir başka uluslararası organizasyonda başkası gelecek, fare leşi gibi kokuyorlar diyecek. İşin acı tarafı bu da doğru olacak. Hakaret makaret yok işte gerçeği açıkça söylüyorlar. Peki biz birbirimize söylemiyor muyuz? Basbayağı da söylüyoruz; taksicilerin çoğunun leş gibi ter koktuğunu. Sokakta yürürken bazıları yanımızdan geçerken burnumuzu tıkamıyor muyuz? Biz birbirimize söyleyince oluyor da elin adamı gelip söyleyince mi kendimizi aşağılanmış hissediyoruz?

Basketbol şampiyonasının üzerinden zaman geçti kabul ediyorum ama bu konu yabancılar nezdinde her zaman gündemde olacak. Türkler Uçuyor ama aynı zamanda Türkler Kokuyor!

Geçtiğimiz aylarda Beren Saat’in celebrity olarak kullanıldığı deodorant kampanyasını hatırlamamak mümkün değil. Kampanyanın sadece markaya değil aynı zamanda toplam kadın deodorant pazarının da genişlemesine büyük katkısı olmuştu. Elbette markanın pazar payını neredeyse ikiye katlamıştı. Doğal olarak deodorant kullanmayan pek çok kadın bile kullanmaya başlamış, deodorant pazarı bu kampanya sayesinde büyümüştü.

Şimdi benim hayalim erkek deodorant markalarının da biraraya gelip, tamamen bir sosyal sorumluluk bilinciyle Türk erkeğini deodorant kullanmaya teşvik etmek. Tabii ter kokmanın ne kadar rahatsız edici, ne kadar ilkel bir durum olduğunu hedef kitleye güzel güzel anlatarak… Hem erkek deodorant pazarı genişlesin, hem de Türklerin üzerindeki bu kara leke ortadan kalksın. Yani her iki taraf için de kazanç sağlasın. Örnek; sabun markalarının biraraya gelerek zaman zaman yürüttükleri “Suya Sabuna Dokunun” kampanyası.

Hem yazı yazıp hem de büyük PR şirketi sahibi olan abiler de (son zamanlarda bu gruba ablalar da katıldı) dilerlerse bu önerimi deodorant markalarına götürebilirler. Telif hakkı falan istemem benden armağan olsun. Zamanında gazetelerinin birinci sayfasından anonslatıp “X restaurantın iletişimi zayıf” diye yazmışlardı. Ertesi gün de X markasına gidip “Senin PR’ını biz yapalım” deyip X restaurantın PR’ını almışlardı.

Dediğim gibi; bu piyasada etik denilen şey bir detay olarak kalıp gidiyor… Ama bundan böyle yazılarımda marka adı geçmeyecektir. İçinizden “enayi” diyebilirsiniz. Olsun!

Yorum yazın.