pek de iz bırakamayan bir ödül töreni

Geçen perşembe akşamı…

Soğuk hava İstanbul’da adamı bırr bırr bırrlatıyor…

Elinizde bir davetiye… Gitsem mi gitmesem mi ikilemi arasında gidip gidip geliyorsunuz.

Reklamcılar Derneği’nin kuruluşunun 25. yılı nedeniyle dağıtılacak olan “İletişimin Zirvesindekiler - İZ Ödülleri” töreni.

En sonunda önemli bir davet olduğuna kanaat getirip, üşengeçliğinizi de üzerinizden çıkarıp askıya asıp, yavaş yavaş yollanıyorsunuz Sabancı Müzesi’ne.

Törenin yapılacağı salonun nerdeyse yarıya yakını boş. Bir dernek başkanlığıyla ismini bağdaştırmak konusunda hayli zorlandığım reklam dünyasının Yiğit Şardan’ı, özel ödülleri sunmak için huzurlarınızda.

Şardan, Aydın Doğan’ın tüm zorluklara rağmen ayakta kaldığını, bugün Türkiye’de bağımsız medyadan söz ediliyorsa en büyük payın Aydın Doğan’a ait olduğunu belirtiyor. Konunun bağımsız medya olduğunda bu denli sahipleniliyor olması bu iç karartıcı gecenin en güzel sebebi herhalde… Sahiplenenlerin kimler olduğu ise bir hoş detay olarak kalıp gidiyor.

Ödül alanların tümünün listesi çarşaf çarşaf yayımlandığı için her birinin üstünden geçmeye gerek yok.

Ancak salonun büyük bir bölümünün Doğan Grubu çalışanları olduğu ve Aydın Doğan ödül alırken ayakta alkışladıkları göz önüne alınırsa, Reklam Ajansı kategorisinde ödül alan usta Eli Acıman’ı da şahsen ayakta alkışlamaktan aldığım  keyfi anlatmadan geçemem. Eski patronum, büyük usta Bay Acıman’ın sağlık sorunları sebebiyle kızı Linda Acıman’ın ödül alması sırasında bütün salon ayaktaydı. Bir ödül verilirken salonun bir kısmının ayakta alkışlaması ile tümünün ayakta alkışlaması arasındaki fark sanırım böyle ayırd edilebiliyordu. Neden, nasıl, kime göre vs. Pek iyi anlatamadım ama anlayan da anladı sanırım ne demek istediğimi.

Elbette bizim kuşağın fazla tanımadığı ancak ismini bir efsane olarak duyduğumuz İzidor Barouh için de geçerliydi aynı düşünceler. 100 yaşında ödül almaya gelebilen bir duayen reklamcı ayakta alkışlanmaz da ne yapılırdı?

Aynı şekilde Arçelik ve Beko adına ödül alan Gündüz Özdemir de reklamcılar tarafından ayakta alkışlanmayı hak eden bir isimdi bence. Neden mi? Hiç imtina etmeden “Bir Dünya Markası” sloganını yaratan ve Beko’nun dünya markası olması konusunda büyük gayret sarf eden Alinur Velidedeoğlu’na sahneden teşekkür etmesi sebebiyle… Ki genellikle böyle yapılmaz; bu reklamcının görevi olarak görülür. Bu yüzden Gündüz Özdemir’in jesti gözlerden kaçmaması gereken değerde bir teşekkür idi. Alinur’a edilen bu teşekkür, bunca yıllık ortağı olması sebebiyle Yiğit Şardan’ın da göğsünü kabartmıştır diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım. Hayat işte! Hem Gündüz Özdemir’e ödül ver hem de Gündüz Bey ortağına sahneden teşekkür etsin! Çifte kavrulmuş kısmet diye buna derler.

Yılın ulusal gazetesi ödülünü alan Hürriyet’in yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök ile yılın çıkış yapan gazetesi Habertürk’ün yayın yönetmeni Fatih Altaylı arasındaki tatlı atışma da ödül törenine renk katan ayrı bir güzellikti. İkisi de sahneden özgür basının önemi konusunda tatlı tatlı laflar ettiler hatta kendi aralarında hafiften atıştılar. Özkök ve Altaylı’nın basın özgürlüğünün önemi konusunda sahneden atışmaları bana bi’ hayal kurdurdu: Augusto Pinochet ve Juan Domingo Peron demokrasinin faziletleri konusunda karşılıklı tatlı tatlı atışıyorlar. Bir de bu atışmaya Kenan Evren’i katın, tam olsun. Hayal işte, olur mu olur.

Yılın çıkış yapan internet sitesi dalında yarışan 3 site de dikkat çekiciydi: Facebook, twitter ve gittigidiyor. Bu 3 internet sitesi ne amaçla seçilmişti, birbirleriyle ne ilgisi vardı da bunların içinden gittigidiyor en iyisi seçilmişti anlamak biraz zordu. Her zaman olduğu gibi internet yine arka plana atılmış, yalapşap bir seçim yapılıvermişti açıkçası. www.gittigidiyor.com’un rakibi www.faceebook.com olamazdı.

Yılın yaratıcılığa cesaret veren reklamvereni seçilen Mey İçki’den ödül almak üzere bir temsilcinin dahi törende bulunmaması ilginç bir detaydı. Reklamcılar Derneği’nin reklamveren gözündeki öneminin sorgulanması açısından ilginç bir göstergeydi.

Verilen her ödül sonrası salonun ufak ufak boşalması, törenin sonlarına doğru salonun neredeyse 4′te 1′inin dolu olduğunu görmek içimi ezmedi değil.

Tören sonunda tanıdığım birkaç reklamverene “Nasıldı” diye sormak gereğini duydum. Verilen cevaplar aşağı yukarı şöyleydi: “Sönük, ruhsuz, tatsız, zayıf… Niye yapıldı ki bu tören?”

Bırrlatan İstanbul soğuğunda taksi beklerken kendime sormadan edemedim: Geleneksel hale gelmesi hayal edilen İZ ödüllerinin önümüzdeki seneye devamı gelir mi acaba?

Ben bilemedim, sizce?

Yorum yazın.