bir ali taran vardır ali taran’da ali taran’dan içerü

1990′ların sonu, 2000′lerin başı idi…

Ali Taran’ın altın çağları idi… (google yapmak çıkalı beri yazarların işi kolaylaştı, eskiden olsa uzun uzadıya anlatmak gerekirdi kimdir, nedir diye. Gerçi Ali Taran’a sorsanız kendisini tanımayan yoktur ya. Efendim google yapınız, üşenmeyiniz.)

Allah için çok ama çooook yaratıcıydı…

Müşteri ayartmak pardon kapmak konusundaki hünerleri dillere destandı. Bkz. Mediacat Yayınlarından çıkan Hayatımız Reklam’da Nazar Büyüm’ün açıklamaları…

Dillere pelesenk olan pek çok reklam sloganı, onun elinden çıkardı. En başta: Ağzı olan konuşuyo…

Sonra gün oldu devran döndü, nasıl olduysa kimseler anlamadı, Cem Uzan’ın reklamcısı oluverdi. Rivayet muhtelif, dalalet tek kale…

Bir ilkesi vardı, medyaya konuşmazdı. Konuşmamak hafif kalır, fotoğrafını dahi gören yoktu. Ali Taran ne yaşar ne yaşamaz, bilinmezdi. Kaçan kovalanır misali isminin etrafında üretilen efsanelerin haddi hesabı yoktu. Zırva - tevil ikileminde döner dolaşırdı hakkındaki laflar. Yok efendim Cem Uzan kendisine “Senin kaç topuğun var” diye sormuş da, yok efendim Türk halkının nabzını maçlarda tutarmış da falan filan.

Kerameti kendinden azameti hışmından denilip geçilirdi her konuşmayan adam hakkında düşünüldüğü gibi…

Cem Uzan’ın getirdiği bereketsizlik mi bilinmez ama bir anda şemsiye tersine döndü. Reklamları vasatlaştı, işleri bozuldu. Bu ülke için seve seve zavallığına kadar düştü sloganlarının kalitesi. Ses düğmesi kısılır gibi kalite düştü, düştü…

Sonra Cem Uzan bozgunu yaşandı.

Tam da bu döneme denk gelir Ali Taran’ın dizgini boşalmış at misali medyaya konuşmaya başlaması.

Nasıl oldu bilinmez, neden Dubai seçildi hepten bilinmez ancak o unutulmaz deli saraylı kıyafetiyle Ayşe Arman’a verdiği röportajla başladı herşey. Sonra da ardı arkası kesilmedi.

Anlaşıldı ki kof imiş isminin etrafında bu kadar efsane dönen Ali Taran. Herhangi bir magazin figüründen bi’ dirhem üstün düşüncesi olmayan Ali Taran neden bu kadar uzun zaman medyadan kaçmıştı, kimse bir anlam veremedi.

2006 Marka Konferansı’nın yıldız konuşmacısı diye takdim edildi, ayıptır söylemesi sokaktan birisini çevirip sahmeye ittiriverseniz belki daha etkileyici olurdu. En azından doğaçlama diye ilgi toplardı. Yani bu kadar mı hazırlıksız olunur, konferansa gelenler bu kadar mı önemsenmez, dinleyiciye bu kadar mı azap yaşatılır?  Ceketinin Vakko’dan alındığı mı anlatılır dinleyiciye konferans konuşmacısı olarak…

Son zamanlarda böyyük medyamızın fenafillah mertebesi olan jüri üyeciliği oynuyor Ali Taran.

Düttürük bir film olduğu her halinden belli olan No Ofsayt için önüne gelen gazete ilavesine röportaj veriyor. Daha nerelere konuşacak bilemeyiz.

Bir de Deniz Seki’nin menajerliği hevesi var ki sonucunu benim söylememe gerek yok sanırım.

Yani medyaya Allah ne verdiyse konuşmanın bir fayda getirmeyeceğini Ali Taran’a anlatmak bana mı kaldı yahu? Nerde görülmüş medyaya konuşarak filme gişe yaptırıldığı?

Örnek olarak Nefes filmini hatırlatayım, belki işe yarar Levent Semerci örneği…

Netice itibarıyle bir garip Türkiye’mizde Ali Taran kendini sergiliyor. Konuşmadığı zaman yarattığı reklamlarda “bir bilen” bellemiştik, bir konuşmaya başladı “bilmeyen” olduğu anlaşıldı.

Türk medyası Ali Taran’ı da “Konuşursan böyyük adam olursun”a inandırdı yaa.

Yanarım yanarım ona yanarım.

Yorum yazın.