Archive for Ocak, 2011

çalıştıkça içine bal suları dökülmek…

Reklam dünyasının büyük ustası Bay Acıman’ı geçen hafta kaybettik…

Gelin eski çırağı olarak biraz aktarayım yaşadıklarımı. Çırağı olmaktan sonsuz gurur duyduğum hatta bir adım öteye gidip kendimi ayrıcalıklı hissettiğim büyük usta ile tanışmam 1997 yılının Nisan ayında gerçekleşti.

Geç sayılabilecek bir yaşta reklamcı olmaya karar verdim. Arkamda bırakmakta kararlı olduğum sektörün yılgınlığı ama önümde başlamaya karar verdiğim yeni sektörün heyecanı… Üniversite yıllarımızın efsane reklam ajansı Manajans… Ve ben Manajans’ın efsane genel müdürlerinden Sait Aytemur ile görüşüyorum. Hani bi’ nevi rüyadayım. Sait Bey -ki sonradan Sait olacaktı benim için- ilk gözlem olarak aşırı özgüvenli olduğumu söylüyor. Bilemiyorum biraz artı mı, yoksa biraz eksi mi? Sonra da hep böyle Tatlı Sert misin sen diye soruyor. Yıllar sonra Akşam Gazetesi’nde Serdar Turgut tarafından köşe yazarı yapıldığımda köşemin adı Tatlı Sert oluyor… Sait ile görüşme ilerliyor, sonra aniden dışarı çıkıyor. Uzun bir süre gelmiyor görüşme salonuna.

Nice sonra görüşme salonuna dönüyor ve diyor ki “Birazdan Bay Acıman ile görüşeceksiniz!” Eyvah Eyvah. O anki heyecanımı anlatmam çok zor. Birazdan bir efsane ile görüşeceğim. Beni huzuruna kabul ediyor. Aman Allahım…

Küçük dev adamın odasına alınıyorum. O “gören” gözleriyle beni defalarca süzüyor. Bense korku içindeyim. Koskoca Eli Acıman herhalde benimle en fazla on dakika görüşür diye düşünüyorum. Lafa ne kadar uzun boylu olduğumla başlıyor. Bendeki heyecan yavaş yavaş azalıyor. Kendisinde uzun boylu olamamaktan dolayı hep bir sıkıntı olduğunu söylüyor. “Hep uzun boyum olsun isterdim” diye devam ediyor. Küçük dev adamın içinin ne kadar temiz ve çocuksu olduğunu gözlüyorum. Bu kadar açık yürekli olmasına şaşırıyorum.

Beni en fazla on dakika dinler diye düşündüğüm büyük usta ile görüşmemiz ne kadar sürüyor biliyor musunuz? Tam 3.5 saat… Bu zaman içinde ailemden oturduğum yere, özel hayatımdan geleceğe dair beklentilerime kadar sormadığı soru kalmıyor. Arada bir “Kızım sen sakın benim sorularımdan sıkılma” demeyi de hiç ihmal etmiyor. Kendisinden bahsediyor, Amerika macerasını anlatıyor, okul anılarını anlatıyor. Bütün hücrelerime kadar beni analiz ediyor.

En sonunda “Sana çok iyi bir account vereceğim Şermin” deyip beni uğurluyor. İlerleyen günlerde bütün üst yönetim ile beni tek tek görüştürüp, hepsinin görüşünü alıp Manajans’ta müşteri temsilcisi olarak işe başlatıyor.

Bir gün beni odasına çağırtıyor. Bir ilanı görmek istiyor. İlanı alıp gidiyorum. İlana uzun uzun bakıyor, bana ilk dersimi veriyor. İlanı beğenmediğini söylüyor. Sonra başlıyor anlatmaya: Önce ajans beğenecek, bu müessese bunun için var. Müşterinin beğenmesi ikinci planda kalır. Sen kendi süzgecini kullanacaksın! Git, bu çalışma bir kez daha yapılsın!

O çalışma kaç kere daha yeniden yapıldı tahmin edebilir misiniz? Tam 8 kere! Ama en mükemmeline ulaştırmıştı bizi küçük dev adam.

Bir gün akşam saatlerinde ajansta koştururken arkamdan sessizce yanaşmış ve şöyle demişti: “Şermin seni böyle koşuştururken gördükçe içime bal suları dökülüyor.” Bakar mısınız lafın güzelliğine…

Geçen yıllar içinde tüm Manajanslılar ayrı ayrı yerlere dağıldılar. Çoğu kendi işini yapmaya karar verdi. Bay Acıman’ın iş hayatından çekilmesiyle Türk reklamcılığı her geçen gün düzey kaybetti, kaybetmeye de devam ediyor. Ama tüm Manajanslılar istisnasız hepsi başarıyı yakaladılar. Bunda Acıman okulundan gelmenin etkisi tartışılmazdı.

Hem Bay Acıman’ın ardından verilen vefat ilanlarına bakarken hem de Neve Şalom Sinagogu’ndaki kalabalığa bakarken içim gerçekten çok acıdı. O güzel reklamcılar, o güzel atlara binip birer birer gidiyorlardı. Kimisi sektörden, kimisi ise bu dünyadan çekiliyordu.

Neyse ki törende gördüğüm Atilla Aksoy ve son kitabı “Yoksa Siz Hala…” biraz içimi serinletiyor, Türk reklamcılığının o kadar da vahim durumda olmadığına dair ümit veriyordu. Tabii Atilla Aksoy’un tek başına gayretiyle nereye kadar gider bilemeyiz.

Türk reklamcılığının kimlere kaldığı ise o kadar aşikardı ki… Neve Şalom’un geneline baktığımızda reklamcılıkta kılavuz olmayınca topal eşek önde gidiyordu… Kaybedense hep Türk reklamcılığı oluyordu…

Yorumlar