Archive for Ekim, 2010

erkekler konuşur mu?

40′ında 40 kadın projesiyle büyük gürültü koparan Tuluhan, yine rahat duramadı. Bu sefer 50 yaşına gelen 50 erkekle görüşecek; kitabını, fotoğraf sergisini ve belgesel filmini yapacak.

Kadın için yaş dönümü olarak görülen 40 erkek sözkonusu olunca 50′ye çıkıveriyor. Neden erkekte yaş dönümü 50′dir peki? Ya da öyle olduğu düşünülür? Bu kısmını ben hiç bilmem anlamam da açıkçası. Tüm bu kalıpların da toplum tarafından belirlendiğini ve aynı şekilde topluma benimsetilmeye çalışıldığını düşünüp fazla da ciddiye almam. Ancak şu var ki sonunda 0 bulunan yaşlar her zaman dönüm noktası olarak düşünülmüştür. Neyse konu bi değil…

Bence konu erkekler ve erkeklerin konuşmasına dair taşıdığımız endişeler. Zira gayet iyi bildiğimiz üzere kadınlar konuşur. 40 yaş kadınlarında da gördük; her meslekten her kesimden 40 kadın yüreklerini açtılar. Herhangi bir kompleks duymadan, imtina etmeden, yaşadıklarından utanmadan, maskesiz ve makyajsız… Ve hatta fotoşopsuz:-)

40′ında 40 Kadın projesinin de başarısı tartışmasız bu yüzdendi. Bu arada 40′ında 40 Kadın belgeseli özel davetle İran’a gidiyor. Tuluhan Tekelioğlu, Tahran’da Verite Uluslararası Belgesel Film Festivalinde filmi bizzat sunacak. Bu arada ülkemizden kadın yazarların bu projeye kayıtsız kalması benim anlayış sınırlarımın biraz dışına taşıyor, ne yalan söyleyeyim.

50 erkek konuşur mu acaba? Benim endişem burada başlıyor. Zira bizler bu toplumda kadının sırtındaki yükün ne kadar ağır olduğunu söyleyip duruyoruz. Kesinlikle de böyle. Ancak diğer taraftan baktığımızda erkeğin sırtındaki yük de azımsanacak gibi değil. Öncelikle erkekten güçlü olması bekleniyor. Oysa ki erkekler özünde kadın kadar güçlü değiller. Bu beklentinin her zaman altında kaldıklarının da farkındalar. Hele ki yaş ilerleyince asıl problemler başlıyor. Konuşamaz oluyorlar, içlerini açamıyorlar. Bir kısmı hayata küsmeye başlıyor -hepsi değil tabii ama çok büyük bir kısmı-. Konuşamayan bir erkek 50 yaşı nasıl anlatır, ben şahsen merak ediyorum. Hele bir de devreye iktidar meselesi giriyor ki herhalde erkeğin yaşadığı - yaşayacağı gerçek acı bu olsa gerek.

Bu yüzden 50’sinde 50 erkek projesini kadın projesinden çok daha fazla heyecanla bekliyorum. Tuluhan’ın röportaj sanatını bu erkekleri konuşturmak konusunda çok iyi kullanacağına eminim. Röportaj yapılacak erkeklerin listesi de ilginç; Can Dündar, Ferzan Özpetek, Ahmet Ümit gibi isimler bakalım neler anlatacaklar 50 yaş hakkında.

Ben ayrıca bu projenin 50 yaşında olan pek çok markaya yakışacağını da düşünüyorum. Sergisiyle, belgeseliyle, kitabıyla, katılacağı festivallerle markaya çok büyük katkı sağlayacağına eminim. Örnek; 40′ında 40 Kadın projesine sponsor olan marka (malum marka adı anmıyoruz, kimse yanlış anlamasın) ayırdığı bütçenin kat ve kat fazlasını markasına kazandırdı. Müthiş isabetli bir sponsorluk verilmiş oldu. Bu yüzden 50’sinde 50 Erkek projesi konusunu 50 yaşına basan markaların dikkatine sunuyorum.

Yorumlar

türk erkeğinin ter kokusunun değeri

Geçtiğimiz mart ayından bu yana “Daha da yazmam” demiştim. Zira kendi iletişim şirketim var, marttan bu yana işimi büyütme kararı aldım, hem Türkiye hem de dünya çapında büyük bazı markalara danışmanlık yapıyorum. Şimdi bunu neden anlattım, kendi işim sizi bağlamaz ancak beni bağlar. Hafta sekiz gün dokuz yazdım zamanında. Marka danışmanlığı yapıp aynı zamanda köşe sahibi olan böyyük abiler bu işin bütün kredisini yiyip bitirdiler. İtibarın kitabını yazıp zerre kadar itibarı olmayan bu abiler gibi olmamak için yazı yazmayı kestim. Gerçi etik denilen şey artık bir detay olarak kaldı ama bu benim düşüncem. Bu yüzden bundan sonraki yazılarımda herhangi bir marka adı geçmeyecektir. Bu da böyle biline!

Efendim, Türkiye var oldukça her daim olacak bir konu ki adama yazı yazmama konusunda da tövbe bozduran cinsten. Şeytan yaz diyor, mantık yazma diyor. En sonunda marka adı kullanmamak konusunda ikisini buluşturuyorum. Konu, her anınızda sizi yakalayacak bir potansiyel tehlike. Sokakta, takside, konserde, sinemada, tiyatroda velhasıl her yerde. Türk erkeği ter kokuyor. Tamam elbette tümü değil ama büyük bir kısmı ko-ku-yor. Nokta.

Bunda ırdalanacak, dırlanacak, vay efendim Türklük onuruna zarar verecek, hakaret gibi algılanacak bir durum yoktur. Dünya Basketbol Şampiyonası sırasında Amerikalı basketbolculardan birisi -ismi hiç ama hiç önemli değil- Türkler “ölmüş eşek gibi kokuyor” dedi. Vay efendim Türkler Ayağa Kalkıyor, bize hakaret etti diye. Ama doğru kim itiraz edebilir ki haklılığına? Önümüzdeki zamanlarda bir başka uluslararası organizasyonda başkası gelecek, fare leşi gibi kokuyorlar diyecek. İşin acı tarafı bu da doğru olacak. Hakaret makaret yok işte gerçeği açıkça söylüyorlar. Peki biz birbirimize söylemiyor muyuz? Basbayağı da söylüyoruz; taksicilerin çoğunun leş gibi ter koktuğunu. Sokakta yürürken bazıları yanımızdan geçerken burnumuzu tıkamıyor muyuz? Biz birbirimize söyleyince oluyor da elin adamı gelip söyleyince mi kendimizi aşağılanmış hissediyoruz?

Basketbol şampiyonasının üzerinden zaman geçti kabul ediyorum ama bu konu yabancılar nezdinde her zaman gündemde olacak. Türkler Uçuyor ama aynı zamanda Türkler Kokuyor!

Geçtiğimiz aylarda Beren Saat’in celebrity olarak kullanıldığı deodorant kampanyasını hatırlamamak mümkün değil. Kampanyanın sadece markaya değil aynı zamanda toplam kadın deodorant pazarının da genişlemesine büyük katkısı olmuştu. Elbette markanın pazar payını neredeyse ikiye katlamıştı. Doğal olarak deodorant kullanmayan pek çok kadın bile kullanmaya başlamış, deodorant pazarı bu kampanya sayesinde büyümüştü.

Şimdi benim hayalim erkek deodorant markalarının da biraraya gelip, tamamen bir sosyal sorumluluk bilinciyle Türk erkeğini deodorant kullanmaya teşvik etmek. Tabii ter kokmanın ne kadar rahatsız edici, ne kadar ilkel bir durum olduğunu hedef kitleye güzel güzel anlatarak… Hem erkek deodorant pazarı genişlesin, hem de Türklerin üzerindeki bu kara leke ortadan kalksın. Yani her iki taraf için de kazanç sağlasın. Örnek; sabun markalarının biraraya gelerek zaman zaman yürüttükleri “Suya Sabuna Dokunun” kampanyası.

Hem yazı yazıp hem de büyük PR şirketi sahibi olan abiler de (son zamanlarda bu gruba ablalar da katıldı) dilerlerse bu önerimi deodorant markalarına götürebilirler. Telif hakkı falan istemem benden armağan olsun. Zamanında gazetelerinin birinci sayfasından anonslatıp “X restaurantın iletişimi zayıf” diye yazmışlardı. Ertesi gün de X markasına gidip “Senin PR’ını biz yapalım” deyip X restaurantın PR’ını almışlardı.

Dediğim gibi; bu piyasada etik denilen şey bir detay olarak kalıp gidiyor… Ama bundan böyle yazılarımda marka adı geçmeyecektir. İçinizden “enayi” diyebilirsiniz. Olsun!

Yorumlar