Archive for Kasım, 2009

40′ında 40 kadın

Güzel Tuluhan*, oturduğu yerde rahat duramayan, kafasını sürekli yeni projelere çalıştıran ve ne yapıp edip onları hayata geçiren Tuluhan yine harekete geçti. Tanıştığımızda 20′lerin en başındaydık. Şimdiyse 40′ların başına gelmiş bulunuyoruz pattadanak. Neler gelmiş, neler geçmemiş ki bu zaman zarfında!

Yaşımızdan yola çıkmış, “40′ında 40 kadın” diye muhteşem bir belgesel hazırlıyor. 40 yaşında apayrı mesleklerden, apayrı hayatlardan 40 kadına, 40 yaşın nasıl bir şey olduğunu anlattırıyor. Anlatan kadınlardan birisi de bendeniz oldum. Bu sabah kaşık kaşık yenen nutella tadında bir çekim gerçekleştirdik ekibiyle. Yüzde 90′ı gülerek, yüzde 10′u hafiften hüzünlenerek. Yüzde 10 hüzün, nasıl bir oran ola ki 40 yılın içinde. Bilmem…

En fazla önemsediğim şeyi sordu Tuluhan. “Kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olmak” diye cevap verdim. Her kadının da bu duyguyu tatması gerektiğini üstüne basa basa söyledim. Bir zamanlar Akşam gazetesinin Brunch diye çok güzel bir pazar ilavesi vardı. En seksi 100 şey diye müthiş bir derleme yapmıştı çılgının teki. Kimdir diye sormayın hatırlayamıyorum. Ama hasbelkader bu yazıyı okuyup da kim olduğunu söylemek ihtiyacı duyarsa, adres burası… Yok efendim çıplak vücuda çilek reçeli, g-string, bilmem nereye dövme, çorapsız mokasen carala curalasının sıralandığı 99 maddeden sonra en seksi 100. madde “Ama her şeye rağmen kendi ayakları üzerinde duran bir kadın” dememişler mi? Demişler.

Tabii bu kısmı, işin matrağı. Ayrıca seksi midir bunu da bilemem. Seksilik önemli mi, hiç değil. İkisinin arasında nasıl bağ kurulur, onu da anlamam.

40 yaşına gelen her kadının  aşkı yaşaması gerektiğini söyledim. Yani tatmayan pek çok kadın vardır muhtemelen ama bence tatmamış olmak “Sen hiç yaşamamışsın” ile eşdeğer geliyor bana. Bu yüzden kendimi epeyce ayrıcalıklı hissettiğimi söylemeden geçemedim.

Ahırkapı’dan Bayrampaşa’dan İstanbul’un her semtinden, her meslekten, her milletten 40 kadın 40 yaşı anlatacak. Çekim sonrası acayip kafa dengi ekipten anılarını dinledim. Şahsen ekipten yalnızca dinlemesi bu kadar şekerse, izlemesi ne kadar doyulmaz olacak, ben bilemiyorum.

Belgesele ilaveten bir de kitabı olacak bu kadınların. Projenin yapımcılığını Plato Film Sinan Çetin üstleniyor. 8 Mart’ta EKAVART Galeri’de gösterilecek ilk olarak. Sonra tüm Türkiye’yi dolaşacak.

Kadının en güzel yaşı da ancak böyle müthiş bir proje ile anlatılabilirdi. Merakınıza değecek, emin olun!

*Tuluhan Tekelioğlu

Yorumlar

sizin hiç ananız ağladı mı?

Bazı adamlar vardır, dışardan görünümü zarif, incecik, yakışıklı, beyefendi, şairane ruhlu, sözü sohbeti dinlenir. Fakat ağzını bir açar, gerçek bir hödük çıkar. Bir de bunun tersi örnekler var hayatımızda. Adama dışardan bakarsınız bok çuvalı gibi, kaba saba, şekil şemal bozuk. Fakat bir konuşmaya başlar, gerçek bir beyefendi çıkar. Hayran kalırsınız, hakkında ilk görüşte düşündüklerinizden utanırsınız.

Hani son zamanlarda tartışılan GDO meselesinde olduğu gibi. Muzun kabuğunu soyuyorsunuz içinden karpuz çıkıyor misali. Tamam kötü bir örnek oldu ama anladınız siz onu!

Böyle kadınlar da var elbet. Dışardan akıllı, uslu, düzgün görünür. Mesela Aysun Kayacı. Dış görünüşü mükemmel ama ağzını açtığında bir an önce kapatsın istersiniz. Hatta utanmayıp “Yahu sen sussan ne iyi olur” diyesiniz gelir.

Talihsiz bir durumdur herhalde böyle bir insan olmak…

Ben de son zamanlarda Onur Öymen’de böyle bir talihsizlik keşfetmiş bulunuyorum sayın seyirciler. Dün uzuun uzuun seyrettim Onur Öymen’i televizyonda. CHP’nin talihsiz açıklamalar yapanlar kervanının baş yolcularından Onur Öymen -ki bu noktada bir Önder Sav, bir Mustafa Özyürek, bir Canan Arıtman’ın isimlerini anmazsam bi’ tarafım eksik kalır- Dersim Ayaklanması konusunda çam değil ormanları devirmek konusunda büyük bir başarı gösterdi.

Oturdum, tekrar tekrar düşündüm, buradaki problem nedir diye. Kabul ediyorum dış görünüşüyle haza bir beyefendi, gerçek bir zarafet adamı Onur Öymen. Adam monşer yahu.

Eksik nedir diye kafa patlattım fena halde. Gözümün önüne bu sözleri sarfederken Sayın Öymen; şöyle bir tipleme geldi: Beyaz çorap, siyah mokasen, elde kehribar kallavi bir tespih, ha patladı ha patlayacak bir göbek, iliklenmiş göbekten taşan ceket, dar yular şeklinde kravat ve tabii ki hilal bıyıklar. Dekoru tamamlamak için yüzük parmağı ile orta parmak arasında sıkıştırılmış sigara… Bir de pavkırarak konuşan model tabii ki. İlaveten üç hilal yüzük ama onun modası geçti. Kimleri kastettiğim gayet açık sanırım. Anlamayan da derdine yansın.

Bir de elini kürsüye patlatıp hak yarattı demeden bi’ vuruşta kürsüyü indiriverseydi “dadından yinmez” manzara oluverecekti. Bakınız Azmi Karamahmutoğlu örneği. (Bu modeller sonradan asker kaçağı ya da vergi kaçakçısı çıkar, o bu yazının konusu değildir.)

Onur Öymen Dersim konusundaki talihsiz açıklamaları yaparken aklımdan böyle bir tipleme geçiverdi ister istemez. Analar ağlamasın diye -yöntem ne kadar doğru tartışılır, o ayrı dava- iyi kötü birşeyler yapılmaya çalışılırken Dersim ayaklanması konusunda konuşmaz olaydı keşke. Kafadaşı “Arslanım Azmi” ile bu denli benzemektedir ne yazık ki…

Haa diyeceksiniz ki Onur Öymen CHP’li. O da bize bunca yıllar CHP’yi sol parti belletenlerin ayıbıdır elbette.

İşte böylesine vahim bir durumdur; dış görünüşünün bir monşer kadar zarif olması, ancak kafanın içinin de bir o kadar cife olması…

Yorumlar