Archive for Ekim, 2007

Eh sıkardı biraz o röportajı yayınlamak!

Bazı görüşlere bazı mecralar yer vermez, veremez. Bu normal midir, tartışılır. Bana göre değildir fakat başkalarına göre olabilir. Bu yazının konusu da budur.

Yayınlanması biraz da yemeyecek bir röportajdan söz edeceğim. Ne demiştim ben bir zamanlar: “Reklam eleştirmenliği işini bozuk para gibi harcadınız sayın baylar, şimdi şapkayı önünüze alıp düşünmenin zamanıdır. Meydan gönül adamı tonunda reklam eleştiren TV dizisi eleştirmenlerine kaldı.”

Tam da böyle dedikten sonra sektörümüzün önemli dergilerinden Marketing Türkiye’den ne demek istediğimi daha detaylı anlatan bir röportaj teklifi geldi. Özetle onlar istedi ben de verdim röportajı. Yoksa bilen bilir umurumda bile değil -bazı abiler gibi- kendimi promote etmek, ettirmek.

Ne dedim röportajda çok sevgili Özlem Terzi’ye: “Bazı abiler -isim vermem-, ne yazık ki reklam eleştirmenliğinin namusunu kirlettiler. Kendi içlerinde tezgah kurdular, müşteri avladılar, köşelerini basbayağı da her türlü kişisel amaçlarına alet ettiler. Medya şimdi reklam eleştirmenliği konusuna doğal olarak korku ile yaklaşıyor. Yani yoğurdu üfleyerek yiyeceğine yememeyi tercih ediyor. Bu işin sonunun gelmesine neden oldular. Aslında bu işin sonu gelmedi, bu bir dibe vurmadır bundan böyle düzelme süreci başlamalıdır. İki-üç kişi haddini aştıysa, bu kategorideki yazarlığın sonu olarak algılanmamalıdır. Memlekette açgözlülük konusunda herkes aynı zavallılık düzeyinde olamaz.”

Ve şöyle devam ettim: “Bir yazarın sermayesi özgüvenidir. Yani sen binbir tezgahla kaptığın köşenden müşteri avcılığına çıkarsan ya da olan müşterilerine şirinlik olsun diye kendi PR şirketindeki markaları konu alan yazılar yazarsan, gün gelir magazin yazarı diye çok küçümsediğin ek yazarları seni tefe koyuverir. Bu adam zaten kendi markalarını yazıyor, köşesinden müşteri avlıyor diye yerden yere vuruverirler. Al sana yazarımızın özgüveni! Tabi bu kural tüm yazarlar için geçerli de pazarlama, marka, reklam konusunda yazı yazanlar için daha bir geçerli olmalı. Bunun kuralını da medya yöneticileri koymalı tabi ben değil.”

Özlem Terzi “Ee siz de çıkarıldınız ama yazdığınız gazeteden” diye sordu doğal olarak. Benimki tamamen kişisel bir meseleydi, ayrıca eski genel yayın yönetmenim beni gazeteye tekrar çağırdı, çok da severim valla kafiri diye cevap verdim.

Buraya kadar herşey normal. Anormal olan, o derginin künyesine baktığınızda gözünüze çarpıyor. Garip olan, künyesinde böyle bir isim barındıran derginin hangi akla hizmet benimle bu röportajı yapmaya cesaret etmesi. Haa diyebilirsiniz ki “Sen de vermeseydin röportajı”. Yok öyle doğruları ve acı gerçekleri dann diye söyleyip sonra kaçmak. Yani benim anlayışıma sığmaz. Ama bilmiyor muydum bu röportajı yayınlamanın biraz sıkacağını? Vallahi de biliyordum, billahi de biliyordum. Benim görüşlerimin ne olduğu gün gibi ortada. Ama yayınlanırsa da dergiyi demokratik tavrından dolayı kutlayacaktım haddim olmayarak.

Diyebilirler ki yayınlamaya değer bulmadık. Olabilir fakat bu durumda Hürriyet’in “70 milyonluk dev bir aile” reklamı konusundaki görüşlerimi de alıntılamaya değer bulmamaları gerekirdi . Hem de haftanın en çok okunan yazısı olarak! Bu arada alıntılama için de sağ olsunlar, var olsunlar!

Velhasıl hayat her zaman öğrenmeye açık… Neymiş; yutamayacağın lokmayı ağzına almayacakmışsın. Neymiş; yayınlamaya cesaret edemeyeceğin röportajı yapmayacakmışsın! Hem kendi zamanını hem de karşındakinin zamanını harcamayacaksın.

Yorumlar