Archive for Ağustos, 2007

tatil otelinde iş için konaklamak…

Ehh kırkıma az kaldı, şu hayatta doyumlu ve dopdolu yaşayan her insan gibi “artık yiyeceğim kazık kalmadı, hepsini gördük. Şu saatten sonra içime ok gibi oturacak bir acı da kalmadı, artık bünye antikor üretiyor” derken…

“Sen bana güven” diyenlerden kazığın tam süperini yiyip, terkedilip, yüzüstü bırakılıp uzun lafın kısası hayatın her türlü cilvesiyle karşılaşıp bağışıklık kazanmışken…

Ve bütün bu yaşananlarla kendin olduğunu, hayatın bu yüzden güzel olduğunu keşfetmişken…

Tam da bu noktadayken… (Ama bu da Ahmet Hakan üslubu oldu, sevmedim, hemen bırakıyorum)

Geçen 3 gün içinde içime ok gibi saplanan bir sıkıntı yaşadım. Son 3 gündür Marmaris’teydim. İşin içine 30 Ağustos tatili girince “Ohh sen tatil yap tabi” diyenler çoğunluktaydı. Ama sizi temin ederim tatil için değildi Marmaris seyahatim. -Keşke öyle olsa o da ayrı dava- Af buyurun çocukluğumun Marmaris’inin efsane oteli Martı’da konakladım. Martı her zamanki efsane Martı işte. Buraya kadar bir sakatlık yok durumlarda. Asayiş berkemal.

Fakat sakatlık bende… İçime bir acı ok gibi oturuyor, bir tarafım fena halde mahzun, kıskanç velhasıl içim acıyor, içimde fırtına kopuyor. Zira elalem kırıla kırıla tatil yapıyor bense iş peşindeyim. Millet sabah kahvaltısına pareosu ve şıpıdık terlikleriyle inip sonrasında plaja gidiyor, Şermin üzerinde yarı resmi kıyafetle kahvaltısını tamamlayıp yeldir yepelek işe koşturuyor. Yani Allahtan reva mıdır bu şimdi? Kendime konduramıyorum. Bir yanım “Anasını satayım kal, at kendini denize ondan sonra gidersin” diyor öte yanımsa hemen işe koyulmam gerektiğini söylüyor. Elbette ki yapmam gereken ikincisi, bunu çok iyi biliyorum da bilmek yetmiyor işte.

Demek ki ne yapılacakmış? Bundan böyle tatil mekanlarına iş seyahati için gidildiğinde konaklamak için tatil oteli seçilmeyecekmiş. Bu da nasıl benim ağırıma giden bir yaşam dersi olduysa sizlerin de kulağına küpe olsun.

Haaa bu arada eş dost sağolsun beni habersiz bırakmadı, Kelebek yazarı gazeteci Cengiz Semercioğlu Cine 5′te reklam üzerine program yapacakmış. Arkadaşlar rica ettiler “Bunu da yorumlasana” diye, önümüzdeki yazıya efendim, yüksek müsadelerinizle…

Yorumlar

bunun adına sıkıntı derler! hatta konu sıkıntısı…

default19.jpgYazmayı bilmeyene yazarlık çok kolay gelir. Hatta o kadar kolaydır ki “ohh attırıyorlar iki satırcık yazıyı, dünyanın parasını kazanıyorlar, kardeşim yazar olmak vardı” diyen bir küçük insanlar güruhu da vardır. Benim kendilerine “hediye” önerim hemen yazı yazmaya oturtulmalarıdır.

Lafı fena döndürüp dolaştırıyorum ama konuya gelemiyorum zira üzerinde konuşacağım reklam yok şu günlerde yahu! Memlekette yani canım Türkiye’min televizyonlarında dünyanın reklamı dönüyor, Şermin üzerinde konuşabilecek reklam bulamıyor. Bak sen Allah’ın işine!

Tabi sektörü bilenler diyecek ki “ya saçmalama, ölü sezondayız, Eylül gelsin gör sen”. Hahayt tabi ki haksızlar zira uzun zamandır üzerinde konuşulacak yaratılıkla bezenmiş reklam filmi yapılamıyor bu ülkede. Oynayamayan gelin de yerim dar dermiş, cevap hemen belli: Bütçe yok ki yapalım şöyle kocaman kocaman reklam filmleri, konuşturalım hakkımızda. Benden de cevap hemen belli, aşağıdaki linke bakınız ve karar veriniz. Bu film yaratıcı olmak için “sıfır” parayla bile etkili reklam yapılabileceğinin en güzel göstergesidir.

http://www.youtube.com/watch?v=ShDoxve85jI

İzlediyseniz eğer filmi, ne demek istediğim gayet açık ve net. Filmdeki herşey fikir üzerine hem de gayet basit bir fikir üzerine kurulmuş. Bu filmin prodüksiyon bütçesi bir kaç bin doları geçemez. Ama ya etkisi?

Snob takımının keyfini yerine getirecek bir laf olarak şöyle söyleyeyim, olsun bitsin: “Abi that’s all mediocrity” Ama doğru söze denecek birşey de yok işte. Türkiye’deki reklamlar genel olarak ortalama zeka ürünleri. Haa derseniz ki hitap ettiğimiz zeka düzeyi nedir? Orası ayrı mesele, siz üstün zeka ve yaratıcılıkla hitap etmeyi denediniz mi diye sorarlar adama. Bu ucuz ve zavallı kaçış yolu aslında Türk medyasının yarattığı bir savunma biçimidir. Vasata övgü her zaman var olacaktır ancak Türk reklamcılığının bu şekilde daha fazla gidemeyeceği de aşikardır. Zorlayın hafızanızı son 2 aydır Garanti Bankası’nın “kol saati şeklinde kredi kartı” reklamı (aslında her kredi kartı bizler için bir “kol saati” o da ayrı bir tartışma konusu, ekonomicilerin ilgi alanına girer, banane) dışında aklınızda kalan reklam var mıdır? Bu reklamı ben de atlamışım, Güniz Uysal hatırlattı sağolsun, ne yazık ki hatırlanmaya değer reklam yok piyasada. Fakat tekrar söyleyeyim küçük bütçeli reklam filmi hiçbir zaman bizdeki gibi renkli bir zemin, üzerine bir obje, üzerinde yazılar ve dublaj anlamına gelmiyor. Hatta ve hatta küçük bütçeli işler yaratıcılığın ortaya konulması için bir fırsat olarak algılanmalı.

O yüzden yukarıda linkini verdiğim reklam filmi, okullarda ders niteliğinde izletilmesi gereken bir reklamdır. Ayrıca sadece öğrenciler değil, Türk reklam sektörünün yaratıcı memurları da bu reklamı tekrar tekrar izlemelidir.

Yani aslında konu sıkıntısı çekmek her insanda olduğu gibi benim de çok canımı sıkıyor. Bilmem anlatabildim mi derdimi?

Yorumlar (1)

bazıları içinse reklamsız hayat daha güzel

turkcellsuperlig_20070817.jpgGünaydın’ın televizyon eleştirmeni Yüksel Aytuğ son günlerde fena halde konu sıkıntısı çekiyor. Şöyle ki herhangi bir reklamcılık ya da iletişim stratejisi üzerine deneyimi olmadığı halde reklam eleştirmenliğine soyunuyor. Halbuki canım Türkiyem televizyon yazarları için derya değil bir okyanus. Hal böyleyken reklam eleştirmenliğine soyunmanın ne anlamı var anlamak biraz zor. Yazsın ATV’nin dizilerini, filmleri grup dışı kanalların işlerini eleştirsin, konser yazsın ne bileyim, denizde kum Türkiye’de konu…

Ancak gerçekten reklam eleştirmenliği yapmaya gelince benim çok canım sıkılıyor. Gerçekten hem de bayağı çok! Zira kardeşim böyle dizi eleştirir gibi sevgi böceği tonunda reklam eleştirirsen ben de seni bu tonda eleştiririm. Konu: Turkcell Süper Lig’in yeni dönem lansman reklamı. Ne diyor Yüksel Aytuğ: Efendim reklam holiganizmi özendiriyormuş. Vapurdan atlayan kadın, çocuklarımıza kötü örnek oluyormuş. Topla cam kıran çocuk figürü, olaylar yüzünden tatil edilen lige hiç yakışmamış. Bu sebepten bu reklam çok tartışılacakmış. Öncelikle Sayın Aytuğ; reklamda abartı denilen unsur her zaman kullanılır. Siz bunu bilmeyebilirsiniz, çok normal. Şairane duyarlılıkla dizi eleştirir gibi reklam eleştirince olur böyle gaflar.

Reklamda farklı bir tondan yola çıkılmış ve bence gayet doğru bir tonlama. Ben bu lafı ilk Haşmet Babaoğlu’ndan duymuştum, patenti kendisine mi ait bilmiyorum (üşendim google’dan bakmaya, zaten gerek de yok) : Futbol sadece futbol değildir. Yani futbolu sadece futbol sahasına ait bir fenomen olarak görürseniz, bu kadar dar bakarsınız işte bu reklama. Futbol kalabalıkların bir nevi tutkalıdır. İyi ki varsın futbol sloganı da bu gerçekle gayet iyi örtüşüyor. Ancak belli ki futbolla da pek alakanız yok reklamla olmadığı gibi. Olsaydı bu reklama böyle bakmazdınız.

Reklamda kullanılan motifler son derece özenle seçilmiş. Özellikle Türk toplumuna özgü motifler çok yerinde kullanılmış. Ayrıca soruyorum çocukluğunda futbol oynarken cam kıran çocuk motifi kimi rahatsız eder ki karşınızdaki çok psikopat falan olmadığı sürece. Çocuk adı üzerinde ve masum bir hareket. Tamamen bizden bir motif işte.

Reklamın müziği ve sözleri de gayet yerinde. “Hayatta her attığınız gol olsun” dileğine katılmayacak olan var mıdır acaba?

Futboldaki holiganizme gelince Sayın Aytuğ; keşke bu reklamdaki kadar hafif, masum ve yumuşak olabilse o kısmı. O yüzden size tavsiyem gidin bir kaç derbi maçı seyredin anlarsınız ne demek istediğimi. Fakat hakikaten böyle şairane, gönül adamı tonlarıyla bu reklamı eleştirmeye falan kalkışmayın. Aslında siz reklam eleştirmeye kalkışmayın. Reklam sizin üzerinde yazdığınız dizilerden, filmlerden çok daha farklı bir uzmanlık alanı. Yani diyeceğim o ki daha fazla komik duruma düşmeyin. Bu memleketteki diziler size yeter de artar bile.

Ben bu konuyu bu blogda daha önce dile getirmiştim. Bunun sebebinin ne olduğunu da söylemiştim. Zarar yok tekrar söyleyebilirim. Özetle; meydan boş kaldı, televizyon eleştirmenleri durumdan vazife çıkarıp reklam eleştirmenliği yapmaya çalışıyor. Vaa mı bunun başka izah tarzı???

Yorumlar (2)

kız sen reklamcılığın ne tarafındansın?

images.jpgAslında konunun ele alınmadık sağı solu, doğusu batısı, kıçı başı falan kalmadı. g-string meselesi hayatımıza bodoslamadan bir daldı, pir daldı. Yani bu kadar önemli olduğunu biz kadınlar bile anlayamamışız meğerse.

İsmi cismi bugüne kadar duyulmamış yazar-reklamcı-pazarlamacı İlhami Atmaca, ismi cismi duyulmamış dergisi Renkli’de epey zaman önce g-string üzerine bir yazı attırmış. Her nasılsa olay 3 hafta sonra yankı bulmuş. Özetle demiş ki: “g-string giyen her ortamda seks düşünür.” Aslında doğruya doğru; kadınlar için kullanmamış bu ifadeyi besbelli. Zira erkekler için de g-string üretiliyor. Hatta bir gün Beyoğlu’nda annemle gezerken o meşhur kasnağa takılmış donlar arasında erkek g-string’i görmüştük. Annem de boş bulunup “Aaa bunu erkekler de mi giyiyor” diye sormuştu da tezgahtar “Aplam vallahi harbici delikanlılar giyiyor” diye cevap vermişti. Ben de arazi olacak zemin aramıştım gülmekten kasıklarıma ağrılar girerek. Yani o sebepten g-string sayesinde ismi yurt sathında duyulan İlhami Atmaca bizzat kendisi deneyebilir g-string’in haz verip vermediğini. Yani ne gerek var internetten araştırma yapmaya, satıcılara sormaya. Giysin anlasın nasıl bi’ duyguymuş, nasıl bi’ baskıymış bu.

Konu yeterince sulandı, ben daha fazla sulandırmayayım. Benim derdim başka! İlhami Atmaca g-string’in getirdiği şöhretten hızını alamamış zaar (dikkat zağar değil, aman ha) ilerleyen günlerde Hürriyet’e demeç patlatmış: “g-string don bile değil, reklamcılığın kirli dili” diye. Üstüne eklemiş “Ben de reklamcıyım ama namuslu tarafındayım.” Her ne demekse işte… Ben aradaki bağlantıyı kuramadım şahsen. Ürünün sattığı cinsellikmiş, kadınlığı kışkırtmakmış vs. vs. Pazarlamanın ve reklamcılığın kirli diline bu kadar takılmış anlaşılan. Ben hala aradaki bağı kuramadım da. Yani g-string’in kime ne zararı dokunmuş manasında. Haa konu eğer pazarlamanın kirliliği ise ve kendisi ruhumuzu kirlilikten korumak yönünde bir misyonerliğe soyunduysa ve hatta reklamcılığın namuslu tarafındaysa ben Atmaca’ya başka bir konu önereyim: Dünyayı acımasızca sömüren bir pazarlama harikası elmas sektörü. Buyursun bu yönde korusun ruhları. Araştırsın, soruştursun…

Amma velakin masum g-string yerine elmas pazarlaması konusuna el atsaydı bu kadar yer bulamazdı ki böyyük medyamızda. Bu sebepten Atmaca’nın kendisini pazarlamak konusundaki uzmanlığına ve maharetine şapka çıkarıyorum. Hangi konu medyada bu kadar yer bulabilirdi ve ismini bir anda bomba gibi patlatabilirdi şaşarım. Ya da hiç şaşırmam. Yolunuz açık olsun Bay Atmaca!!!

Yorumlar (1)

gay’lere özel reklam…

3-levis3-080607.jpgVaaavvvv, bu da oldu, bir reklamın hem heteroseksüllere hem de gay’lere özel versiyonu aynı anda yayına girdi. Ürün Levi’s 501. Gay’lere yönelik olanı dün akşam MTV’de yayınlandı. Siz reklamı youtube’dan bulup izleyin, ben bir süre sonra söyleyeceğimi söyleyeceğim.  Bekleyin biraz bakalım!

Yorumlar

baba bizi bırrrlatsana!

muslumbaba.jpgGeyiğin de lüzumsuzu olur muymuş demeyin. Adı üzerinde geyik işte. Amma velakin sözkonusu memleket, canım Türkiyem olunca vallahi de oluyor billahi de oluyor.

Belli ki ağır bir malzeme sıkıntısı da vardı, Müslüm Baba’nın Coca Cola reklamlarındaki bırrrlaması ve bırrrlatması bu anlamda ferahlama sağladı. Malzeme sıkıntısı çeken köşe sahiplerinin bile çok hoşuna gitti bu geyik. Ve dahi olay ağır geyiğe terfi etti bile. Tabi bu tarz geyikler genellikle reklamdaki kişi ya da celebrity üzerinden yürütüldüğü için reklamın etkisi ya da başarısını tartışmaya gerek duyulmaz pek. Nedir bu ağır geyiğin merkezi? Efendim Müslüm Baba’ya yakışmış mı bu şekilde bırrrlamak ve bırrrlatmak? Karizması yerle yeksan olmuş, yılların babasına para için bunu yapmak uyar mıymış? Falan da filan… Ağır geyiğe -en son takip edebildiğim kadarıyla- Kadir İnanır da dahil oldu. Komser Şekspir’deki etek tartışmasının sıkıntısını üzerinden atamamıştı belli ki. Damdan düşer gibi “Hiç yakıştıramadım”ı bastı, geçti. Kadirizm konuşulurken Brillant reklamındaki camı çerçeveyi indirme komedisi unutulmuştu nasılsa.

Şimdi ben de reklamı konuşmaktan uzaklaşmayayım, geyiğe saracağım yoksa. Severim o ayrı da, sırası değil şimdi. Öncelikle reklamın fikri son derece sağlam. Diyecek hiçbir şey yok. Zamanlaması muhteşem. Bırrr demek istemeyeniniz var mı şu sıralarda? Haber bültenlerinin her daim ana konusu olan, bitmeyen derdimiz Kıbrıs meselesi bile bültenlerden çıkarıldı. Artık ana gündem maddesi sıcaklar ve kuraklık. Aklınıza bırrr gelmiyor mu bu anlarda? Bu sağlam fikir için Müslüm Baba’nın düşünülmüş olması ise gerçekten dahiyane. Başka hiç bir celebrity bu kadar konuşturamazdı bu reklam üzerine. Hiç kimse Müslüm Baba’dan daha fazla yakışamazdı. İşte bu nedenlerden dolayı bu reklam son derece başarılıdır. Bakalım devamı nasıl gelecek bırrrlamaların ve bırrrlatmalaların. Şahsen çok merak ediyorum.

Evet bugüne kadar bir tek reklamın mesajı ve başarısı üzerine konuşulmamıştı, onu da ben söyledim işte. Nerden çıktıysa Tuğçe Baran’ın uluuu manitu beyinin unutulmaz lafı geliverdi aklıma: Türkiye geyiktir, geyik kalacak!

Yorumlar (1)