Archive for Haziran, 2007

türkiye filminin kısa tarihi, makus talihi…

Yaşlı teyzelerin lafıdır bilirsiniz muhtemelen; “ayol bi’ yaşıma daha girdim”… Gıcık bi laf olduğu su götürmez. Hele ki 40′ıma girmeme çok az kalmışken bi’ yaş daha duymak canımı sıkmıyor değil. Yaşlı teyzelerden olacakmışım gibime geliyor. Gelgelelim Türkiye filmi ile ilgili duyduğum herşey de cuk oturuyor bu lafa, beni “yaşlı teyze” yapıyor. Neyse daha şık bir karşılığı var: Dumur olmak…

Şimdi göz atalım Türkiye filmlerinin kısa tarihine ve yenilemeyen makus talihine… Üşendim yeniden yazmaya, 20 Ağustos 2006 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayınlanan yazımı okuyuverin: “Türkiye’den bir basiretsizlik, bir beceriksizlik öyküsü yaz deseler şüphesiz Türkiye’nin tanıtımını konu edinirim. Hikayenin geçmişi baş döndürücü, şu anda olup bitenler ise beyin döndürücü! Geçen Aralık ayında ihale, Türkiye’nin tanıtımını beş dönem yapan DDF Ajans’tan alındı, Wunderman Ajans’a verildi. Wunderman Türkiye’nin yeni yüzüyle ilgili çalışmalar yaptı, yeni filmler sunuldu. Bir türlü yol alınamadı. Turizm Bakanlığı’nın bürokrasisi Wunderman Ajans Başkanı Atilla Aksoy’u canından bezdirdi (bu köşede Atilla Aksoy’un feryadını yazmıştım), o sırada ne olduysa oldu eski ajans DDF’e geri dönüldü. Peki bunlar nasıl oluyor diye sorarsanız inanın benim de anlama sınırlarımı aşıyor. Duvardan ses var, Turizm Bakanlığı’ndan yok! Amma velakin ses bana başka kanallardan geliyor. Şöyle ki: Şu günlerde DDF yeni bir tanıtım filmi hazırlığında. Bu yeni filmin çekimleri için seçilen prodüksiyon şirketi, daha önceki Boğaz Köprüsü’nden atla geçilen oryantal Türkiye filmini de yapan eski prodüksiyon şirketi. Zurnanın zırt dediği yer burası. Zira Turizm Bakanlığı, 2002 yılında bu atlı film yapılırken, bu şirketi bütçe yüksekliği ve yolsuzlukla suçlayıp, bir başka prodüksiyon şirketini ‘hakem’ olarak atamıştı. Olay hukuki boyuta taşınmadı, resmi soruşturma açılmadı ama o zaman ufak çapta kıyamet kopmuştu. Filmin çekimini yapan İsrailli yönetmen Yariv Gaber -ki kendisi dünyanın en iyi yönetmenleri sıralamasında en başlarda yer alır- çekimler sırasında sinir krizi geçirmiş, prodüksiyon şirketi geri çekilmek zorunda kalmıştı. Film, al takke ver külah bitirilip yüze çıkabildi. Sanırım bu kıyametleri Turizm Bakanlığı’ndan hatırlayanlar vardır fakat hatırlamak da bir şeyi değiştirmiyor anlaşılan. 2002 yılında bütün bu rezillikler yaşanmışken çekiminde boncuk bittiğini sandığım bu şirketle ilgili gerekli yerler ikna edilmiş ki bakanlık yeni filmi de aynı şirketin yapmasını kabul etmiş. Yeni filme gelince; yönetmenliğini Victor Diettrich adında bir İngiliz yönetmen yapacak. Film, eski filmin denizden heykeller çıkan farklı bir versiyonu olacak. Türkiye filmini yapacak bir Türk yönetmen bulunamaması da ayrı bir tartışma konusu tabi. Filmin çekimlerine önümüzdeki hafta başlanacak, Ekim sonunda yayında olması bekleniyor.” Diye bitirmişim yazıyı. Üstünden nerdeyse bir yıl geçmiş, hikaye yine insanı tepe sersemi eden haliyle tam gaz devam. Pardon nerde kalmıştık? Ekim sonunda… Film kimseler görmeden, bilmeden tamamlandı, tamamlanacak derken yurt dışından gelen başka bir haberle bi’ yaşıma daha girdim. Filmin yapımcı şirketi post prodüksiyon bedelini ödemediği için Türkiye filmi Fransa’da bir post prodüksiyon şirketinde rehin kalmıştı. Kulağıma gelen söylentilere göre Turizm Bakanlığı el mahkum parayı ödeyip filmin bitirilmesini sağlamıştı. Ben de söylentilerin yalancısıyım tabi. Sen git etek dolusu para döküp Türkiye için prestij filmleri yaptırmaya kalkış, sonra da bir prodüksiyon şirketinin oyuncağı şeklinde yaban ellerde kepaze olup prestij kaybet! Türk işi mi desem ne desem…

Neyse badire üstüne badire film bitiriliyor, fakat yayına girdi mi girmedi mi bilinmiyor. Yurt dışında filmi gören falan yok. Kapalı kutu şeklinde tarafların hepsi de halinden çok memnun. Bir tek biz memnun değiliz. Bizi de kim takar…

Ve şimdi sıkı durun minik kuş yeni bir haber daha getirdi -Emin Çölaşan’ınki değil tabi, biz kim oluyoruz- yeni bir Türkiye filmi için yurtdışından bütçe isteniyormuş şu günlerde. Tam da seçim öncesi eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürür gibi… Merak etmeyin ben konunun takipçisiyim. Bir de test filan başlatırım belki, Türkiye filminin yenilemeyen makus talihini bir seferde hatırlayıp anlatabilene alzheimer olmayacağına dair garanti veririm. Bi’ yaşınıza daha girip üzülmezsiniz benim gibi..

Yorumlar

birgün gelecek herkes reklam eleştirmeni olacak!

Bu ülkede anlamakta gerçekten zorlandığım konulardan birisi de gazete eklerindeki televizyon eleştirmenliği. Yani nasıl olup da her Allahın günü yazacak farklı konular buluyorlar diye meraktan ölüyorum. Zor iş yani, antenleri her daim açık tutmak lazım, bir kulağının sürekli magazin dünyamızda olması lazım, onu ona bunu buna kırdırmak sonra da ne etten ol ne deriden tarzı yazmak lazım… Zor iş vesselam.

Tüm bunlar benim derdim değil tabi, ayrıca yaptıkları işin zorluğunu ve inceliğini de takdir etmiyor değilim. Ancak iş konu sıkıntısı çekildiği besbelli bir haldeyken reklam eleştirmenliği yapmaya gelince burada da benim derdim başlıyor. Televizyon yazılarını büyük keyifle okuduğum Günaydın yazarı Yüksel Aytuğ geçen gün renkliler Domestos bant reklam kampanyasını eleştirmiş. Sıla ve Hatırla Sevgili dizilerinin tam ortasında görüntü bir an siyah beyaz olmuş, ekranda dönen bant spotta “Renklerinize sahip çıkın, renkliler için Domestos” deniyor. Toplam 10 ya da 11 saniye sürüyor. Zira bant reklam için kullanılacak maksimum yasal süre zaten 8 saniye. Yüksel Aytuğ renkleri kaybedip siyah beyaz yapmayı tamamen “emeğe saygısızlık” olarak nitelendiriyor ve bu çalışma için dizinin yönetmeninin ya da yapımcısının onayının alınıp alınmadığını soruyor. Hakkını teslim edelim reklam için ayrıca reklam tekniği ver yaratıcılık açısından 10 numara vermiş.

Bu bakışta gerçekten bir problem var. Şöyle ki bu bakış çerçevesinden bakıldığında tüm bant reklamların ve hatta dizinin kesilip reklam arası verilmesinin gözden geçirilmesi gerekiyor. Bazı kanallarda yürütülen bant reklam uygulamasındaki görüntü küçültmenin de bu şekilde sorgulanması gerekebilir ki bu da artık işin çivisini çıkartmak olur. Ekrandaki görüntüyü küçültmekle siyah beyaz yapmak arasında çok bir fark olduğunu söyleyemeyiz. Değiştirmekse değiştirmek. Bu yüzden Yüksel Aytuğ’un sadece reklam eleştirisi yapmak amacıyla böyle bir yazı yazdığını düşünüyorum. Reklam eleştirisine salt televizyon eleştirmenliği gözüyle bakınca oluyor böyle şeyler.

Sözüm katiyen Yüksel Aytuğ’a değil… Benim sözüm tamamen reklam eleştirmenliğini ayaklara düşürüp, köşesini çıkar amaçlı kullanıp bu yazarlık kategorisini bozuk para gibi harcayanlara. İsim de vermeyeyim artık yahu. Reklam eleştirmenliği konusu açıldığında “aman aman Allah korusun” denilmesinin sebebinin çok iyi analiz edilmesi gerekiyor. İşte şimdi şapkayı önünüze koyup düşünme zamanıdır. Neden böyle oluyor sorusunun cevabını sorgulama zamanıdır. Diyeceğim de bu kadardır bol güneşli günlerden önce!

Yorumlar

biricik ttnetimiz, sonu gelmez saçmalıklarımız!

Her daim tartışılan, hiç bir zaman sonu gelmeyen konulardan birisi olan reklamda celebrity kullanımının bambaşka bir boyutuyla karşı karşıyayız, şu vıcık vıcık günlerde. Konu arayışı konusunda asla ve kat’a zora girmeyeceklerin ülkesi, Allah’ın medya mensuplarının her daim yüzüne baktığı Türkiye’mizin gümrah malzemeli çiftlerinden birisi reklamlarımızda boy gösteriyor. Tabi ki Ümit Karan ve eşinin oynadığı Siemens reklamları değil söz ettiğim. (O reklamlar ki burada yer almayı bile hak edemeyecek kadar feci!)

Hangi reklamdan bahsettiğimi anlamak kolay elbette, başlıkta da verdim tüyoyu zaten. Biricik ve Mazhar’lı ttnet reklamları faciası. Öyle bir durum ki insan neresinden başlayacağını falan şaşırıyor. Ben konuya göbeğinden dalayım. Bu memlekette interneti yaygınlaştırmak için seçilen insanlar neden Mazhar ve Biricik? Neye göre seçilmiş bu ikili bana birisi mantıklı bir açıklama yapabilir mi acaba? Şimdi deseniz ki Cem Yılmaz’ın yakın arkadaşı Mazhar, bu kadar da değil tabi. Mutlaka kendince mantıklı bir sebep bulmuştur reklamın yaratıcıları -varsa tabi, pek varmış gibi görünmüyor da buralardan-. Internet gibi dinamik ve her saniye gelişen bir unsurla Mazhar’ın ve Biricik’in adımları nasıl uydurulabiliyor, internette karşılıklı tavla oynatılarak mı acaba?

Mazhar ve Biricik’in yaş ortalaması gibi alakasız konuya girmek gibi bir gereksizlik yapmayacağım. O bambaşka bir konu. Fakat bugüne kadar Mazhar ve Biricik’in internetle ilgili duyulmuş bir şeyi yok ki.

Neyse bu kadar yeter! Reklam filmlerindeki ince detayların saçmalıklarına girmeyi de hakikaten yüreğim kaldırmıyor. Yalnız bir şey var; söylemezsem çatlarım bu reklam filmlerinin çekimini yapan ekip belli ki çok eğlenmiş çekimler boyunca. Hatta bir de Biricik’in Mazhar’a konserler sırasında giydirdiği, bunca yıllık Mazhar’ın karizmasını yerle yeksan ettirdiği hilkat garibesi kılıklar kullanılsaymış reklam harbiden şahbaz olurmuş!

Yorumlar

Project-Id-Version: WordPress 2.1.3 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2007-04-03 17:04+0200 Last-Translator: Hasan Karaboğa Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0;