Archive for kampanyalardan

TEB’e mi koysak, tef’e mi koysak?

Ben Afyon’da büyüdüm. Genellikle Afyon diye bilinir… Gerçi geçtiğimiz yıllarda bazı işi olmayan çavuşlar Afyon uyuşturucuyu anımsatıyor diye meclis kararıyla yasa çıkartıp bin yıllık Afyon ilinin adını Afyonkarahisar diye değiştirdiler.  Ne kadar işe yaradı bilemem. Ama çavuşların gönlü olmuştur orası kesin!

Afyon Anadolu’nun en karakteristik şehirlerinden birisidir. Afyon dendiğinde akla kaymak, ekmek kadayıfı, sucuk gelir hemen. Peki TEB’in son Molalı İhtiyaç Kredisi kampanyasının dün gece yayına giren kampanyasında Engin Günaydın uçakta hostese Afyon üzerinde inip mola vermek istediğini söylüyor. Hostes saçmaladığını söylemeye çalışırken Engin Günaydın da Afyon’da köpüklü ayran içip tost ve çöp şiş yemenin ne kadar iyi olacağını söylüyor. Höönkk! Pardon da Afyon’da mola verip de akla gelecek en son şey köpüklü ayran içmektir.

Yaa hadi bunu metin yazarı düşünemedi, yaratıcı yönetmen atladı, ajans başkanı boş bulundu, olur mu olur. Dünya hali! Sonraki aşamalarda bulunan herkes gaflete mi düştü? Bir reklam filminin yapımında yer alan onlarca insan da uyudu mu yahu?

Olmadı açıp bir telefon bana soruverseydiniz. Ben verirdim size Afyon hakkında gereken bilgiyi.

Haa şimdi kıvırtmaya çalışıp bilerek öyle bir metin yazdık diyebilirsiniz. Peki ama uçaktan hoplayıp Afyon’da köpüklü ayran içesi gelen şabalak nasıl oluyor da TEB’in molalı ihtiyaç kredisinin bayraktarlığını yapıyor. Bir sonraki reklam filminde de Susurluk’da sucuk molası verdirirseniz tam süper olacak!

http://www.youtube.com/watch?v=FV7pW0qMsiM

Yorumlar (1)

buna “ben hadımım diyorum, sen kaç çocuğun var diyorsun” derler!

Annemin hatırını soran, okkalı, sinkaflı küfürler olmadığı sürece bu bloga her türlü yorum girer. Görüşümün tam tersini söyleyen ya da söylediğimi yalanlayan görüşler de bu konuya dahildir. Yalnız son zamanlarda yeni bir hastalık hasıl oldu; kırmızı noktalı fotoların yer aldığı linkler atılılıyor, linkleri atan her kimse yahut kimlerse onları koyamıyorum. (Belki bu sayede vazgeçer arkadaşlar o fotoları atmaktan, ümit dünyası işte!)

gnctrkcll’nin son reklam filmi üzerine yaptığım eleştiriye de bir yorum geldi. İsmini veriyor ama konuyla ilgisinin ne olduğunu açıklamıyor Canan Hanım. Bence açıklasa daha iyi ederdi. Reklamın Coca Cola Light Alkış filminin fikrinden alenen kolpalandığını, Alkış filminin uyarlamasını yapan ajans ile gnctrkcll reklamını aynı ajansın yaptığını yazmıştım. Sonunda da bunun belki benim kuruntum olduğunu belirtmiştim. Canan Hanım özetle “bu sizin kuruntunuz zira Alkış filmi başka bir ajans tarafından uyarlanmıştır” diyor. Tamam anlaşıldı, aynı ajansın yaptığı konusunda gerçekten yan basmışım. Olabilir, bu teknik bir hata, belki de benim boş bulunmam. Ama beklerdim ki fikir kolpacılığı konusunda yayınlanmaya değecek bir yorum gelsin. Yani fikir apartması  kabulleniliyor da “yok aynı ajanslar yapmadı, sizin kuruntunuz” kısmına takılınıyor. Eee bu durumda gnctrkcll reklamında Coca Cola Light Alkış reklamından fena halde esinlenildiği de bir kez daha tescilleniyor. Lafı uzatmaya hiç gerek yok. Bu kadar yeter!

Bugünlerde Tolstoy’un Hacı Murat adlı eserini okuyorum, birazdan keyifle onu okumaya devam edeceğim müsadenizle…

Yorumlar

gay’lere özel reklam…

3-levis3-080607.jpgVaaavvvv, bu da oldu, bir reklamın hem heteroseksüllere hem de gay’lere özel versiyonu aynı anda yayına girdi. Ürün Levi’s 501. Gay’lere yönelik olanı dün akşam MTV’de yayınlandı. Siz reklamı youtube’dan bulup izleyin, ben bir süre sonra söyleyeceğimi söyleyeceğim.  Bekleyin biraz bakalım!

Yorumlar

artık tl.’nin y’sini atsak…

Uzun yıllar ekonomi basınını meşgul eden geyiklerden birisi de eski TL.den “sıfır” atılıp atılmayacağı meselesiydi. Tıpkı spor basınını uzun zaman meşgul eden geyiklerden birisinin “Roberto Carlos Fenerbahçe’ye ha geldi, ha gelecek, hay Allah gelemedi, şükür geliyor” türünden olması gibi.  Neyse ikisi de oldu sonunda, Roberto Carlos geldi, 2006 yılına da sıfırlar atılmış olarak girdik. Bakanlar Kurulu kararı gereğince 2006 boyunca tl.’nin yanında yeni ibaresi yasal olarak kullanıldı, 2007′de yeni bir kararname ile yasal zorunluluk kaldırıldı.

Bu süreçte devlet kuruluşlarının “Türk halkını muhatap almama” geleneği sürdürüldü bir Türk klasiği olarak. Reklam ya da herhangi bir duyuru yapmaya gerek duyulmadı, “öğrendikleri zaman öğrensinler” anlayışı benimsendi. Bu sayede Türk halkı hala para konuşulurken milyonlar, milyarlar üzerinden konuşmaya devam ediyor.

Hal böyleyken yani yasal zorunluluk da kalkmışken reklamlarda niye rakamlar ytl. ile kullanılmaya devam ediyor anlamak biraz zor. Hiç değilse reklam filmlerinde ve basın ilanlarında y’yi atalım ki birazcık alıştırma olsun…

Yorumlar

türkiye filminin kısa tarihi, makus talihi…

Yaşlı teyzelerin lafıdır bilirsiniz muhtemelen; “ayol bi’ yaşıma daha girdim”… Gıcık bi laf olduğu su götürmez. Hele ki 40′ıma girmeme çok az kalmışken bi’ yaş daha duymak canımı sıkmıyor değil. Yaşlı teyzelerden olacakmışım gibime geliyor. Gelgelelim Türkiye filmi ile ilgili duyduğum herşey de cuk oturuyor bu lafa, beni “yaşlı teyze” yapıyor. Neyse daha şık bir karşılığı var: Dumur olmak…

Şimdi göz atalım Türkiye filmlerinin kısa tarihine ve yenilemeyen makus talihine… Üşendim yeniden yazmaya, 20 Ağustos 2006 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayınlanan yazımı okuyuverin: “Türkiye’den bir basiretsizlik, bir beceriksizlik öyküsü yaz deseler şüphesiz Türkiye’nin tanıtımını konu edinirim. Hikayenin geçmişi baş döndürücü, şu anda olup bitenler ise beyin döndürücü! Geçen Aralık ayında ihale, Türkiye’nin tanıtımını beş dönem yapan DDF Ajans’tan alındı, Wunderman Ajans’a verildi. Wunderman Türkiye’nin yeni yüzüyle ilgili çalışmalar yaptı, yeni filmler sunuldu. Bir türlü yol alınamadı. Turizm Bakanlığı’nın bürokrasisi Wunderman Ajans Başkanı Atilla Aksoy’u canından bezdirdi (bu köşede Atilla Aksoy’un feryadını yazmıştım), o sırada ne olduysa oldu eski ajans DDF’e geri dönüldü. Peki bunlar nasıl oluyor diye sorarsanız inanın benim de anlama sınırlarımı aşıyor. Duvardan ses var, Turizm Bakanlığı’ndan yok! Amma velakin ses bana başka kanallardan geliyor. Şöyle ki: Şu günlerde DDF yeni bir tanıtım filmi hazırlığında. Bu yeni filmin çekimleri için seçilen prodüksiyon şirketi, daha önceki Boğaz Köprüsü’nden atla geçilen oryantal Türkiye filmini de yapan eski prodüksiyon şirketi. Zurnanın zırt dediği yer burası. Zira Turizm Bakanlığı, 2002 yılında bu atlı film yapılırken, bu şirketi bütçe yüksekliği ve yolsuzlukla suçlayıp, bir başka prodüksiyon şirketini ‘hakem’ olarak atamıştı. Olay hukuki boyuta taşınmadı, resmi soruşturma açılmadı ama o zaman ufak çapta kıyamet kopmuştu. Filmin çekimini yapan İsrailli yönetmen Yariv Gaber -ki kendisi dünyanın en iyi yönetmenleri sıralamasında en başlarda yer alır- çekimler sırasında sinir krizi geçirmiş, prodüksiyon şirketi geri çekilmek zorunda kalmıştı. Film, al takke ver külah bitirilip yüze çıkabildi. Sanırım bu kıyametleri Turizm Bakanlığı’ndan hatırlayanlar vardır fakat hatırlamak da bir şeyi değiştirmiyor anlaşılan. 2002 yılında bütün bu rezillikler yaşanmışken çekiminde boncuk bittiğini sandığım bu şirketle ilgili gerekli yerler ikna edilmiş ki bakanlık yeni filmi de aynı şirketin yapmasını kabul etmiş. Yeni filme gelince; yönetmenliğini Victor Diettrich adında bir İngiliz yönetmen yapacak. Film, eski filmin denizden heykeller çıkan farklı bir versiyonu olacak. Türkiye filmini yapacak bir Türk yönetmen bulunamaması da ayrı bir tartışma konusu tabi. Filmin çekimlerine önümüzdeki hafta başlanacak, Ekim sonunda yayında olması bekleniyor.” Diye bitirmişim yazıyı. Üstünden nerdeyse bir yıl geçmiş, hikaye yine insanı tepe sersemi eden haliyle tam gaz devam. Pardon nerde kalmıştık? Ekim sonunda… Film kimseler görmeden, bilmeden tamamlandı, tamamlanacak derken yurt dışından gelen başka bir haberle bi’ yaşıma daha girdim. Filmin yapımcı şirketi post prodüksiyon bedelini ödemediği için Türkiye filmi Fransa’da bir post prodüksiyon şirketinde rehin kalmıştı. Kulağıma gelen söylentilere göre Turizm Bakanlığı el mahkum parayı ödeyip filmin bitirilmesini sağlamıştı. Ben de söylentilerin yalancısıyım tabi. Sen git etek dolusu para döküp Türkiye için prestij filmleri yaptırmaya kalkış, sonra da bir prodüksiyon şirketinin oyuncağı şeklinde yaban ellerde kepaze olup prestij kaybet! Türk işi mi desem ne desem…

Neyse badire üstüne badire film bitiriliyor, fakat yayına girdi mi girmedi mi bilinmiyor. Yurt dışında filmi gören falan yok. Kapalı kutu şeklinde tarafların hepsi de halinden çok memnun. Bir tek biz memnun değiliz. Bizi de kim takar…

Ve şimdi sıkı durun minik kuş yeni bir haber daha getirdi -Emin Çölaşan’ınki değil tabi, biz kim oluyoruz- yeni bir Türkiye filmi için yurtdışından bütçe isteniyormuş şu günlerde. Tam da seçim öncesi eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürür gibi… Merak etmeyin ben konunun takipçisiyim. Bir de test filan başlatırım belki, Türkiye filminin yenilemeyen makus talihini bir seferde hatırlayıp anlatabilene alzheimer olmayacağına dair garanti veririm. Bi’ yaşınıza daha girip üzülmezsiniz benim gibi..

Yorumlar

arkadaşlar rencide olmuşlar!

Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın’ın fair play sevgisini futbola düşkün olup da bilmeyen yoktur. Türk futbolunda bu tarz bir yaklaşımla başkanın fark yaratacağını düşünürken geçen hafta yaşanan yüz karası olaylar uzun süre unutulmayacak. Unutulmamasının ötesinde yarınki bombada Galatasaray’ın kısmetine neler çıkacak göreceğiz artık. Konuyu daha fazla uzatmak mümkün ama yüreğim kaldırmıyor.

Hal böyleyken yani Galatasaray’ın durumu hem sosyal anlamda, hem futbol anlamında çukurların da altında seyrederken o da ne? Arkadaşlar Ali Şen’li Alpet reklamından rahatsız olmuşlar daha da ötesi rencide olmuşlar. Tabi zaten mizah duygusu kıt bir toplumuz orası acı gerçek de, Galatasaray’ın başında bunca dert varken bu konuya ciddi ciddi zaman ayırıp da bu tarz reklamı durdurma girişimlerinde falan bulunması hakikaten takdire şayan bir gelişme. Hani desem ki aylak bakkal boş kaldığında bi’ taraflarıyla oynarmış, o bile bu durumu karşılayamıyor zira Galatasaray’ın başında dert dolu, boş kalmak gibi bir durum sözkonusu olamaz!

Galatasaray’ın içler acısı halini bir tarafa bırakalım; reklam son derece başarılı idi. İçindeki ince mizah Alpet markasına değer katacak kadar iyi işlenmişti. Fenerbahçe’nin efsane başkanı Ali Şen bile bu mizah sayesinde gözümde son derece sevimli bir hal almıştı.

Son sözüm Galatasaray’a: Oku bakiyim… Fair play!!!

Yorumlar

atlar ofsayta düşer mi?

raket_013.jpgÖncelikle açıklık getirilmesi gereken bi’ konu var: Ofsayt nedir? Söylemesi çok ayıp futbolun kralını bildiğini iddia eden en az altı erkekten dinledim -bilip bilmediklerini test etmek için- hepsi birbirinden o kadar farklı şeyler anlattı ki, hayli güzel bir hikaye çıkar. Son kararım; erkeklerin kendileri için yarattıklarını zannettikleri özel alan futbolu kadınların anlamaması için uydurdukları bir kelime bu ofsayt. Tabi erkeklerin adına üzgünüm bu klasik bir yenilgi, çünkü kendileri de bilmiyorlar ne olduğunu. Sadece bildiklerini sanıyorlar.

Bunu geçelim zira konu ofsayt değil, ona sonra değinirim, hatta öyle de güzel anlatırım ki erkekler kadınlara anlatırken bu tanımı kullanabilirler. Bu da benden futbol hastası erkeklere şık bir hediye olur. Telif falan da istemem.

Gerçi tam da futbol deyince bünyede sinirlerin hopladığı şu  günlerde gözlerden kaçması imkansız 6′lı kampanyası içime sular serpmeye yeterli oluyor. Sporun neyse ki sadece futboldan ibaret olmadığını hatırlatıyor. Rakiplerinin karşısında son aylarda adı daha az geçmeye başlayan meşhur 6′lı yeniden karşımızda. Açıkhava çalışmaları 6′lının hedef kitlesini direkt yakalayacak kadar başarılı. 6′lı’nın futboldaki rakibi İddaa’ya gayet ince ve şık göndermeler yapılıyor: “At Yuvarlak Değildir”, “Atlar Ofsayta Düşmez” -Sahi ofsayt konusundaki uyuzumu da fena halde kaşımış oldum bu kampanya sayesinde-

İddaa… Oyna Futbolu Yaşa diyor. 6′lı… Oyna Hayatını Yaşa diyor. Eh, şu rezaletler silsilesi dönemde futbolu yaşamak gibi bir durum sözkonusu olamayacağına göre 6′lı için seçilen slogan son derece başarılı, deyim yerindeyse “cuk” oturuyor.

Önümüzdeki günlerde TV reklam filmleri geliyor, onları da ele alacağım merak etmeyin. Ben filmlerin merakı içindeyim. Türk futbolunun pespayeliğini “salla salla vur duvara” türü bir film olsun da, belki bu tarz sosyal bir işlevi yerine getirir kim bilir… Neyse 6′lı kampanyası bir kez daha konuk olacak bu bloga, gönlünüzü ferah tutun. 

Yorumlar

Project-Id-Version: WordPress 2.1.3 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2007-04-03 17:04+0200 Last-Translator: Hasan Karaboğa Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0;